ÇALINTI ARAÇ TAZMİNAT DAVASI (DEVLETİN TESCİLDEN SORUMLULUĞU)

çalıntı araç tazminat davası ve devletin sorumluluğu

Yeni bir araç satın alıp noter üzerinden usulüne uygun tescil ettirdikten sonra, aracın çalıntı veya “change/çenç” (değiştirilmiş) olduğu ortaya çıkarsa, alıcı kişi ciddi mağduriyet yaşayabilir. Aracın sahibi el konulunca, satış bedeli veya araç değerinde zarara uğranır. Bu durumda mağdur, zararının tazmini için idareye (genellikle valiliğe) karşı tazminat davası açabilir. Satışın noter aracılığıyla yapılmış olması ve tescilin yasal usullere uygun olması, mağduru sorumluluktan kurtarmaz; aksine, trafikte kayıtlı numaralar üzerindeki hileyi tespit yükümlülüğü idarededir. Trafik tescil otoriteleri, araç satın alma işlemlerinde ilgili evrakları doğrulamak, araç model, motor ve şasi numaralarını kayıtlarla karşılaştırmak ve şüpheli durumları incelemek zorundadır. Bunlar yapılmadığı takdirde idarenin hizmet kusuru oluşur ve alıcının uğradığı zarar anayasaya göre idarece karşılanmak zorundadır.

NOTERDE ARAÇ TESCİLİNDEN SONRA ÇALINTI OLDUĞUNUN ORTAYA ÇIKMASI

Çalıntı araç siciline güvenerek yapılan alım-satım işlemleri, idarenin denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde zarara yol açabilir. Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca “idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü” olması ilkesi vardır. Bu kapsamda, kamu hizmeti eksik veya kusurlu yürütüldüğünde idare hizmet kusurundan sorumludur. Trafik tescil birimlerinin sicil kayıtlarında gereken kontrolleri yapmaması, şüpheli evrak veya araç bilgilerini araştırmaması, hizmetin kusurlu yürütülmesi sayılır. Sonuçta aracın satın alındığı hâlde “motor veya şasi numarası gerçek araca ait değilmiş” gibi tespitler alıcıyı suçlu yapmaz; aksine idarenin ihmali ortaya çıkar. Danıştay kararlarında da belirtildiği üzere, kayıtlara güvenerek araç alan kişinin zararının idare tarafından tazmini gerekmektedir.

ÇALINTI ARAÇLARDA DEVLETİN SORUMLULUĞU

  • Kaydın doğruluğunu sağlama: Trafik tescil büroları, araç devir ve tescil başvurusu sırasında noter satış veya devir senedini inceleyerek aracın motor, şasi numaraları ile belgelerdeki bilgileri titizlikle karşılaştırmalı, eksik ya da çelişkili belge varsa kaydı gerçekleştirmemelidir. Aksi takdirde idarenin “denetim görevi” ihmal edilmiş olur.
  • Stok bilgilerini tutarlı tutma: Sicillere kaydedilen araç bilgileri düzenli ve güncel tutulmalı, aynı plakaya bağlı bir araç başka plaka ile tescil edilmişse kontrol edilmelidir. Kayıtlar arasında karşılaştırma hatası idarenin kusuru sayılır.
  • Şüpheli durum bildirimi: Kayıt işlemi sırasında eksik numara, çalınmış kayıt gibi durumlar fark edilirse, ilgili emniyet birimlerine veya valiliğe derhal bilgi verilmesi gerekir. Trafik tescili, ancak bu tür şüpheler aşıldıktan sonra yapılmalıdır.

Bu yükümlülükler, Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliği ile düzenlenmiştir. Örneğin 2918 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri ve uygulama yönetmeliği, tescil işlemlerinin usulüne uygun yapılmasını şart koşar. İdare, bu kurallara aykırı hareket ederek çalıntı bir aracın usulsüz tesciline sebep olduysa, hizmetin iyi yürütülmediği kabul edilir.

ÇALINTI ARAÇ TAZMİNAT DAVASI

Hizmet kusuru, kamu hizmetinin “hiç işlememesi, kötü işlemesi veya geç işlemesi” sonucu ortaya çıkan zararları kapsar. Trafik tescil hizmetindeki kusurlar sonucunda araç sahibi zarara uğradıysa, idare tazminatla sorumlu tutulur. Anayasa 125 ve İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca, hizmeti yürüten personelin kişisel kusurlarından kaynaklanan zararları idare karşılamak zorundadır.

ÇALINTI ARAÇ TAZMİNAT DAVASI EMSAL KARAR

DANIŞTAY

15. DAİRE

Esas Numarası: 2016/1206

Karar Numarası: 2017/3041

Karar Tarihi: 25.05.2017

Bir kişinin noter aracılığıyla tamamen usulüne uygun şekilde satın aldığı bir aracın, aradan uzun bir süre geçtikten sonra çalıntı ya da kaçak olduğunun ortaya çıkması, yalnızca aracı satın alan kişinin değil, aynı zamanda kamu idaresinin de sorumluluğu bakımından önemli hukuki tartışmalara yol açmaktadır. Özellikle çalıntı araç tescili tazminat davası niteliğindeki uyuşmazlıklarda, idarenin yürüttüğü trafik tescil hizmetinin hukuka uygun şekilde işletilip işletilmediği, zararın temel belirleyicisi hâline gelir. Tescil işlemine güvenerek araç satın alan kişiden kusur aranamayacağı gibi, kamu kurumlarının sunduğu kayıt ve belgelere duyulan güvenin korunması da hukukun sağlamakla yükümlü olduğu bir güvencedir.

ÇALINTI ARAÇ TAZMİNAT DAVASI NEDİR?

Danıştay’ın inceleme konusu yaptığı olayda, yurda kaçak şekilde sokulduğu sonradan anlaşılan bir aracın, sahte belgeler kullanılarak yıllar önce trafik tesciline işlendiği, bu tescilin ardından araç üzerinde birden fazla satış yapıldığı ve alıcıların hiçbir şekilde aracın kaçak statüsünü bilebilecek durumda olmadığı görülmektedir. Araç, uzun süre trafikte sorunsuz dolaştıktan sonra ceza yargılaması kapsamında devlet tarafından müsadere edilmiş, aracın son malikinin uğradığı zarar ise önce aracı kendisine satan kişiye, onun tarafından da idareye yöneltilen bir çalıntı araç tescili tazminat davası yoluyla karşılanmaya çalışılmıştır. Tüm süreçte dikkat çeken husus, alıcıların kamu kayıtlarına tamamen güvenerek hareket etmiş olmaları ve satın aldıkları aracın hukuki durumuna ilişkin bir şüphe uyandıracak herhangi bir kaydın bulunmamasıdır.

ÇALINTI ARAÇTA SORUMLULUK KİMDEDİR?

İlk derece mahkemesi, aracın sahte belgelerle tescil edilmiş olmasının idarenin kusuru sayılamayacağı, tescil sırasında mevcut görünen belgelere göre işlem yapıldığı ve idarenin bundan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Ancak Danıştay, tescil işleminin yalnızca yüzeysel bir belge incelemesine indirgenemeyeceğini, kamu idaresinin sunulan bilgi ve belgelerin doğruluğunu araştırma yükümlülüğünün bulunduğunu açıkça ortaya koymuştur. Trafik tescil hizmetinin amacı, araçların hukuka uygun şekilde trafikte yer almasını sağlamak olduğu için, idarenin tescil öncesi yapacağı denetim, çalıntı veya kaçak araçların sisteme girmesini engelleyen temel güvenlik mekanizmasıdır.

GÜMRÜKTEN ÇALINTI ARACIN ÜLKEYE SOKULMASI ÖRNEĞİ

Danıştay’a göre, yıllarca trafikte kullanılan bir aracın gerçekte gümrük işlemine tabi tutulmadan ülkeye sokulmuş olduğunun tespiti, tescil aşamasındaki denetimin gerektiği gibi yapılmadığını göstermektedir. Bu nedenle, idarenin gerekli dikkat ve özeni göstermeden tescil işlemi yaptığı ve bu hizmetin kusurlu işletilmesi nedeniyle sonradan ortaya çıkan zarardan sorumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aracı satın alan kişinin kamu kayıtlarına güvenmesinin hukuken korunması gerektiği; idarenin hatalı hizmet sunmasının sonuçlarının vatandaş üzerinde bırakılmasının kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır.

Danıştay bu değerlendirmeler ışığında, zarar ile idarenin tescil işlemi arasındaki nedensellik bağının kesildiği yönündeki yerel mahkeme gerekçelerini yerinde bulmamış; aksine, zararın doğrudan idarenin eksik denetiminden kaynaklandığını belirtmiştir. Aracın kaçak olarak yurda getirilmiş olması bile idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır; çünkü tescil aşamasında yapılması gereken kontrolün etkili biçimde yapılması hâlinde aracın sisteme kaydedilmesi zaten mümkün olmayacaktı. Böylece, araç malikinin sonradan uğradığı maddi kayıpların, hizmet kusuru esasına göre idare tarafından karşılanması gerektiği ifade edilmiştir.

ÇALINTI ARAÇ DAVASI VE TAZMİNAT SONUÇ

Sonuç olarak karar, vatandaşların kamu kayıtlarına güvenerek yaptıkları işlemlerden dolayı mağdur edilmemesi gerektiğini güçlü biçimde ortaya koymakta; özellikle çalıntı araç tescili tazminat davası kapsamında idarenin sorumluluğunun sınırlarını belirleyen önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Danıştay, tescil işlemini yaparken gerekli araştırmayı yapmayan idarenin hizmet kusurunu açıkça belirterek, hukuka aykırı tescil sonucunda ortaya çıkan zararın idare tarafından ödenmesi gerektiğine hükmetmiş ve yerel mahkeme kararını bozmuştur. Bu yaklaşım, hem trafik tescil sisteminin güvenilirliğini güçlendirmekte hem de vatandaşların kamu belgelerine duyduğu güvenin korunması açısından son derece önemli bir mesaj niteliği taşımaktadır.