Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası ve İptali 2026

İçindekiler

Devlet memurluğundan çıkarma, kamu personeli hakkında uygulanabilecek en ağır disiplin yaptırımıdır. Bu ceza yalnızca memurun yürüttüğü görevin sona ermesine yol açmaz; aynı zamanda kişinin bir daha devlet memurluğuna atanmaması sonucunu da doğurur. Bu nedenle devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilmesi için isnat edilen fiilin açık biçimde ortaya konulması, bütün delillerin usulüne uygun toplanması, memura etkili bir savunma imkânı tanınması ve kararın kanunen yetkili yüksek disiplin kurulu tarafından verilmesi gerekir. İşlemin kişinin mesleki geleceği üzerindeki ağır ve kalıcı etkisi, idarenin bu alandaki yetkisini sınırsız biçimde kullanabileceği anlamına gelmez.

Uygulamada “memurluktan atılma”, “memuriyetten çıkarma”, “ihraç”, “meslekten çıkarma” ve “göreve son verme” ifadeleri çoğu zaman aynı anlamda kullanılmaktadır. Oysa bu kavramların hukuki sebepleri, karar vermeye yetkili makamları ve sonuçları birbirinden farklı olabilir. Bir memura 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E maddesi uyarınca disiplin cezası verilmesi ile kişinin memuriyete alınma şartlarından birini kaybetmesi nedeniyle aynı Kanun’un 98. maddesi uyarınca görevine son verilmesi aynı hukuki işlem değildir. Benzer şekilde polis veya jandarma personeli hakkında özel disiplin kanununa göre verilen meslekten çıkarma cezası da her durumda 657 sayılı Kanun’daki devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla aynı sonucu meydana getirmez.

Bu yazıda devlet memurluğundan çıkarma cezasının hangi durumlarda verilebileceği, memurluktan çıkarmaya kimin karar verdiği, ceza soruşturması veya hapis cezasının memuriyete etkisi, savunma hakkı, zamanaşımı, bir alt ceza uygulaması, iptal davası, yürütmenin durdurulması, göreve dönüş, emeklilik ve mali haklar ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Nedir?

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E maddesine göre devlet memurluğundan çıkarma, bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmadır. Kanundaki disiplin cezaları ağırlık sırasına göre uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma şeklinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla devlet memurluğundan çıkarma cezası, disiplin sisteminin en ağır ve en son yaptırımıdır.

Bu cezanın ayırt edici özelliği, yalnızca ilgilinin çalıştığı kurumla ilişiğini kesmemesidir. Örneğin bir bakanlıkta görev yapan memur hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi, kişinin sadece o bakanlıkta çalışmasını değil, kural olarak yeniden devlet memurluğuna atanmasını da engeller. Bu yönüyle yaptırım, belirli bir görev veya kurumla sınırlı olmayan, kişinin kamu personeli statüsünü bütünüyle etkileyen ağır bir sonuç meydana getirir.

Ancak her görevden ayrılma veya ilişik kesme işlemi devlet memurluğundan çıkarma cezası değildir. Memurun kendi isteğiyle çekilmesi, emekliye ayrılması, memurluğa giriş şartlarından birini sonradan kaybetmesi, adaylık döneminde başarısız olması veya özel kanunda öngörülen başka bir nedenle görevinin sona ermesi farklı hukuki kurumlara dayanır. Bu ayrım, uygulanacak usulün, yetkili makamın ve kişinin yeniden kamu görevine girip giremeyeceğinin belirlenmesi bakımından önemlidir.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası İptal Davası

    Devlet memurluğundan çıkarma cezasının iptali istemiyle açılacak dava, sadece kararın sonucuna itiraz edilen genel ifadelerden oluşmamalıdır. Dilekçede maddi olay kronolojik şekilde açıklanmalı; soruşturmanın hangi tarihte ve hangi makam tarafından başlatıldığı, isnadın ne olduğu, hangi delillerin toplandığı, savunmaların ne zaman ve kim tarafından istendiği, yüksek disiplin kurulunun nasıl karar verdiği ve işlemin ne zaman tebliğ edildiği gösterilmelidir.

    Ardından işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından hukuka aykırılıkları dosyadaki somut belgelerle ilişkilendirilmelidir. Örneğin savunmanın sadece muhakkik tarafından alınmış olması ileri sürülüyorsa, muhakkikin yazısı ile yetkili disiplin amirinden ayrıca savunma istenmediğini gösteren dosya içeriği birlikte sunulmalıdır. Fiilin kanundaki alt bentle örtüşmediği savunuluyorsa, isnat edilen somut davranış ile kanuni tanım karşılaştırılmalıdır. Delil yetersizliği iddiasında ise hangi çelişkinin giderilmediği, hangi lehe delilin toplanmadığı veya hangi dijital verinin aidiyetinin kanıtlanmadığı açıklanmalıdır.

    Emsal yargı kararları da somut hukuka aykırılıkla bağlantılı kullanılmalıdır. Bir kararın yalnızca “emsal” olarak dosyaya eklenmesi yeterli değildir; karardaki hukuki ilkenin mevcut olayla hangi noktada örtüştüğü gösterilmelidir. Savunma hakkı, tipiklik, ölçülülük, özel hayatın korunması, hukuka aykırı delil, kurulun yetkisi ve zamanaşımı konularındaki içtihatlar farklı dava sebeplerini destekler.

    Memurluk Hangi Hallerde Sona Erer?

    657 sayılı Kanun’un 98. maddesinde memurluğun sona erdiği temel haller gösterilmiştir. Buna göre memurluk, kişinin Kanun hükümleri uyarınca memurluktan çıkarılması, memurluğa alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya bu şartlardan birini görev sırasında kaybetmesi, memurluktan çekilmesi, istek, yaş haddi veya malullük gibi sebeplerle emekliye ayrılması ve ölümü halinde sona erer.

    Bu düzenleme, “memurluk hangi hallerde sona erer?” sorusunun yalnızca disiplin cezasıyla cevaplandırılamayacağını göstermektedir. Devlet memurluğundan çıkarma, memurluğun sona erme sebeplerinden sadece biridir. Örneğin memurun kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin kesinleşmiş mahkûmiyeti nedeniyle memur olma şartını kaybetmesi halinde tesis edilen işlem, teknik anlamda 125/E maddesine dayanan bir disiplin cezası değil, 48 ve 98. maddelere dayanan göreve son verme işlemidir. Her iki işlem de kişinin görevden ayrılması sonucunu doğursa da hukuki sebep ve takip edilmesi gereken süreç farklıdır.

    Bu nedenle kendisine ilişik kesme kararı tebliğ edilen kişinin öncelikle kararın hangi kanun maddesine dayandığını belirlemesi gerekir. Kararda 657 sayılı Kanun’un 125/E maddesi gösterilmişse disiplin cezasından; 48/A-5 ve 98/b maddeleri gösterilmişse memuriyet şartının kaybedilmesi nedeniyle göreve son verme işleminden söz edilebilir. İşlemin doğru hukuki niteliğinin belirlenmesi, dava dilekçesinde ileri sürülecek iddiaları ve incelenecek usul kurallarını doğrudan etkiler. Daha fazlası için Hanka Hukuk Konya Avukat ile iletişime geçebilirsiniz.

    Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Hangi Hallerde Verilir?

    Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller 657 sayılı Kanun’un 125/E maddesinde düzenlenmiştir. Bu fiiller kamu hizmetinin tarafsızlığına, güvenilirliğine, sürekliliğine veya kurum düzenine ağır biçimde zarar verdiği kabul edilen davranışlardır. Bununla birlikte kanundaki fiillerden birinin ismen kararda yazılması tek başına yeterli değildir. İsnat edilen somut davranışın kanundaki tanımla örtüşmesi, fiilin memur tarafından işlendiğinin hukuken geçerli delillerle ortaya konulması ve bütün usul güvencelerine uyulması gerekir.

    Siyasi veya İdeolojik Amaçlarla Kurum Düzenini Bozan Eylemler

    İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak; boykot, işgal, kamu hizmetinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak; bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek; bu davranışları tahrik veya teşvik etmek ya da bunlara yardımda bulunmak devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirebilir. Burada yalnızca eylemin gerçekleşmesi değil, kanunda aranan siyasi veya ideolojik amacın somut olayda bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Kurum içindeki her itiraz, eleştiri, sendikal faaliyet veya iş uyuşmazlığı kendiliğinden bu bent kapsamında değerlendirilemez.

    Yasaklanmış yayınları veya siyasi ya da ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart ve benzeri materyalleri basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya kurumun herhangi bir yerine asmak ya da teşhir etmek de aynı yaptırıma bağlanmıştır. Bu tür bir isnatta materyalin içeriği, kim tarafından hazırlandığı, memurun dağıtım veya teşhir fiiline katılıp katılmadığı ve davranışın gerçekleştiği yer kesin biçimde belirlenmelidir. Sadece bir içeriği beğenmek, başkasının paylaşımını görmek veya aidiyeti kanıtlanmamış bir sosyal medya hesabıyla ilişkilendirilmek, her olayda kanundaki basma, çoğaltma, dağıtma veya teşhir etme fiilleriyle aynı kabul edilemez.

    Siyasi partiye girmek de devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren haller arasında düzenlenmiştir. Burada siyasi görüş açıklamak ile bir siyasi partiye hukuken üye olmak birbirinden ayrılmalıdır. Üyeliğin resmî kayıtlarla ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde tespit edilmesi gerekir.

    Özürsüz Olarak Bir Yılda Toplam Yirmi Gün Göreve Gelmemek

    Özürsüz olarak bir yılda toplam yirmi gün göreve gelmemek, devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiillerden biridir. Kanunda yirmi günlük devamsızlığın kesintisiz olması şartı bulunmamaktadır. Aynı yıl içerisinde farklı tarihlerde gerçekleşen özürsüz devamsızlıklar toplamda yirmi güne ulaşabilir. Buna karşılık devamsızlık kabul edilen her günün ayrı ayrı belirlenmesi ve bu günlerde göreve gelmemenin geçerli bir mazerete dayanmadığının ortaya konulması gerekir.

    Sağlık raporu, hastaneye yatış, ulaşımı fiilen engelleyen olağanüstü durum, izin talebi, idarenin görev yeri değişikliği konusunda yaptığı bildirimler veya göreve başlama emrinin usulüne uygun tebliğ edilmemesi, devamsızlığın özürlü olup olmadığını etkileyebilir. İdarenin yalnızca puantaj kayıtlarına dayanması, memurun sunduğu rapor ve mazeretleri hiç incelememesi halinde soruşturma eksik yürütülmüş olabilir. Ayrıca hesaplamaya dâhil edilen günlerin aynı yıllık dönem içinde kalıp kalmadığı da denetlenmelidir.

    Olağanüstü Dönemlerde Verilen Görev ve Emirleri Yerine Getirmemek

    Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirler tarafından verilen görev veya emirleri yapmamak devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirebilir. Ancak emrin yetkili amir tarafından verilmiş olması, konusunun açık ve yerine getirilebilir nitelik taşıması ve savaş, olağanüstü hal ya da genel afetle bağlantısının bulunması gerekir. Hukuka açıkça aykırı bir emrin yerine getirilmemesi ile kanuna uygun ve kamu hizmetinin sürekliliği için zorunlu bir görevin kasten yapılmaması aynı şekilde değerlendirilemez.

    Amirine, Astına veya İş Sahibine Fiilî Saldırıda Bulunmak

    Amirine, maiyetindekilere veya iş sahiplerine fiilî tecavüzde bulunmak da çıkarma cezasını gerektiren fiiller arasındadır. Uygulamada eylemin karşılıklı tartışma mı, tehdit veya hakaret mi, yoksa fiziksel saldırı mı olduğu dikkatle belirlenmelidir. Çünkü hakaret, tehdit ve fiziksel saldırı farklı disiplin hükümlerine tabi olabilir. Kamera görüntüsü, doktor raporu, olay tutanağı, tarafsız tanık anlatımı ve olayın hemen sonrasındaki kayıtlar birlikte değerlendirilmeden yalnızca taraflardan birinin beyanıyla sonuca gidilmesi hukuki uyuşmazlık doğurabilir.

    Memurluk Sıfatıyla Bağdaşmayacak Yüz Kızartıcı ve Utanç Verici Hareketler

    Memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak, uygulamada en fazla tartışma doğuran çıkarma sebeplerinden biridir. Bunun nedeni, hükümdeki kavramların geniş ve değerlendirmeye açık olmasıdır. İdare, sadece davranışın toplum tarafından hoş karşılanmadığını veya kurumun itibarını etkilediğini söylemekle yetinemez. Eylemin ne olduğu, hangi delillerle sabit görüldüğü, memurun göreviyle nasıl bir bağlantı kurulduğu ve neden en ağır disiplin cezasını gerektirecek ağırlığa ulaştığı kararda gösterilmelidir.

    Özel hayatta gerçekleşen her davranış kamu görevine müdahale gerekçesi oluşturmaz. Kişinin özel hayatına ilişkin bir eylemin disiplin yaptırımına konu edilebilmesi için kamu hizmeti, görevin güvenilirliği veya memurluk sıfatıyla somut bir bağlantı kurulması gerekir. Bu bağlantı kurulurken kişinin görevi, eylemin aleniyeti, hizmete etkisi, üçüncü kişilerin hakları ve yaptırımın ağırlığı birlikte değerlendirilmelidir. Aksi halde özel hayata saygı hakkı ile kamu hizmetinin korunması arasındaki denge bozulabilir.

    Gizli Bilgileri Açıklamak ve Devletin İtibarını Zedeleyen Davranışlar

    Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirebilir. Bu isnadın uygulanabilmesi için açıklanan bilginin gerçekten gizli olduğunun, memurun bilgiye görevi nedeniyle eriştiğinin, açıklamanın kimlere ve ne şekilde yapıldığının belirlenmesi gerekir. Kurum içindeki her belge veya kamuya açık bilgi gizli bilgi olarak değerlendirilemez.

    Siyasi veya ideolojik eylemlerden aranan kişileri görev yerinde gizlemek, yurt dışında devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek davranışlarda bulunmak, 5816 sayılı Kanun’a aykırı fiilleri işlemek ve terör örgütleriyle eylem birliği içinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu kaynaklarını örgütleri desteklemek amacıyla kullanmak ya da propaganda yapmak da kanunda çıkarma sebebi olarak düzenlenmiştir. Özellikle terör örgütleriyle bağlantı isnatlarında soyut değerlendirmeler yerine kişinin hangi somut eylemi gerçekleştirdiği, kastı, eylemin örgütsel faaliyetle bağlantısı ve delillerin güvenilirliği ortaya konulmalıdır.

    Memurluktan Çıkarmaya Kim Karar Verir?

    Devlet memurluğundan çıkarma cezası, disiplin amirinin bu yöndeki isteği üzerine memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu tarafından verilir. Muhakkik, müfettiş, disiplin amiri, kurum müdürü veya atamaya yetkili amir tek başına devlet memurluğundan çıkarma cezası veremez. Bu makamlar soruşturmanın yürütülmesi, delillerin toplanması, rapor hazırlanması veya dosyanın yüksek disiplin kuruluna sevk edilmesi aşamalarında görev alabilir; nihai çıkarma kararı yüksek disiplin kuruluna aittir.

    Yüksek disiplin kurulu, önüne gelen çıkarma teklifini kabul veya reddeder. Kurulun, teklif edilen cezadan bağımsız biçimde başka bir disiplin cezası belirleme yetkisi bulunmamaktadır. Teklifin reddedilmesi halinde atamaya yetkili amirler, kanundaki süre ve şartlar çerçevesinde başka bir disiplin cezası verebilir. Bu yetki dağılımına uyulmadan, yetkisiz makam tarafından tesis edilen devlet memurluğundan çıkarma işlemi yetki unsuru yönünden hukuka aykırı hale gelir.

    Kurulun oluşumu da kararın hukuka uygunluğu bakımından önemlidir. Soruşturmayı yürüten, olay hakkında önceden kesin kanaat açıklayan veya soruşturmanın önceki aşamalarında tarafsızlığı etkileyebilecek ölçüde görev alan kişinin karar sürecine katılması tartışma doğurabilir. Toplantı ve karar yeter sayısına, üyelerin statüsüne ve özel mevzuatta gösterilen kurul yapısına uyulması gerekir.

    Devlet memurluğundan çıkarma cezasına ilişkin soruşturma dosyasının yüksek disiplin kuruluna tevdi edilmesinden itibaren kurulun dosyayı azami altı ay içinde karara bağlaması gerekir. Bu altı aylık karar süresi, fiilin öğrenilmesinden itibaren işlemeye başlayan zamanaşımı süresiyle aynı değildir. Bu nedenle dosyanın kurula gönderildiği tarih, kurul kayıtlarına girdiği tarih ve karar tarihi ayrı ayrı tespit edilmelidir.

    Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Nasıl Verilir?

    Devlet memurluğundan çıkarma cezasının hukuka uygun sayılabilmesi için yalnızca maddi fiilin varlığı yeterli değildir. Fiilin öğrenilmesinden kararın tebliğine kadar devam eden disiplin sürecinin de kanuna ve savunma hakkına uygun yürütülmesi gerekir. Soruşturmanın hiç yapılmaması, eksik delille tamamlanması, savunmanın yetkisiz kişi tarafından istenmesi veya yüksek disiplin kurulunda son savunma hakkı tanınmaması işlemin iptaline yol açabilecek usul eksiklikleridir.

    Disiplin Soruşturmasının Başlatılması

      Disiplin amiri, cezayı gerektirebilecek fiili öğrendikten sonra soruşturmayı başlatır ve gerektiğinde muhakkik görevlendirir. Soruşturma emrinde isnat edilen olayın konusu ve kapsamı belirli olmalıdır. Muhakkik, görevlendirildiği konu sınırları içinde belgeleri toplar, ilgilinin ifadesini alır, tanıkları dinler ve maddi olayın aydınlatılması için gerekli incelemeleri yapar. Soruşturma sırasında başlangıçtaki olaydan tamamen farklı yeni bir isnat ortaya çıkarsa bu isnadın da yetkili makamın bilgisi ve uygun soruşturma işlemleriyle ele alınması gerekir.

      Muhakkikin aldığı ifade ile disiplin cezası verilmeden önce alınması zorunlu savunma aynı şey değildir. İfade alma, olayın araştırılması ve delillerin toplanması aşamasının parçasıdır. Savunma ise isnatların, delillerin ve uygulanması düşünülen disiplin hükmünün bildirilmesinden sonra memura tanınan temel bir usul güvencesidir.

      Savunma Hakkı ve En Az Yedi Günlük Süre

      Memura savunma hakkı tanınmadan disiplin cezası verilemez. Savunma isteminde iddiaların konusu, bu iddiaların dayandığı deliller, fiilin hukuki nitelendirmesi ve 657 sayılı Kanun’un 125. maddesindeki hangi bent veya alt bent kapsamında değerlendirildiği açıkça gösterilmelidir. “Hakkınızdaki iddialara karşı savunmanızı veriniz” şeklindeki genel bir yazı, kişi hangi eyleme ve delile cevap vereceğini anlayamıyorsa etkili savunma imkânı sağlamaz.

      Savunma için memura yedi günden az olmamak üzere süre verilmesi gerekir. Sürenin başlangıcı, savunma isteminin usulüne uygun tebliğiyle bağlantılıdır. Kapsamlı bir dosyada çok sayıda belge bulunması, kişinin sağlık durumu veya dosyaya erişimin gecikmesi gibi hallerde savunmanın hazırlanabilmesi için makul ek süre talebi gündeme gelebilir. Memurun süresi içinde savunma yapmaması halinde savunma hakkından vazgeçmiş sayılabileceği kendisine önceden bildirilmelidir.

      Disiplin Amirinin İsteyeceği Savunma

      Soruşturmanın sonunda savunmanın yetkili disiplin amiri tarafından istenmesi gerekir. Muhakkik, memurun olay hakkındaki ifadesini alabilse de disiplin cezası verilmesine esas olacak savunmayı isteme yetkisine sahip değildir. Muhakkik tarafından “savunma” başlığı altında alınan beyan, yetkili disiplin amirince usulüne uygun şekilde savunma istenmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu ayrım özellikle devlet memurluğundan çıkarma gibi ağır bir yaptırımda savunma hakkının gerçek anlamda kullanılabilmesi bakımından önem taşır.

      Yüksek Disiplin Kurulu Önünde Son Savunma

      Disiplin amiri, soruşturma sonucunda devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi gerektiği kanaatine ulaşırsa dosyayı yüksek disiplin kuruluna gönderir. Ancak memurun disiplin amirine daha önce savunma vermiş olması, yüksek disiplin kurulu önünde ayrıca son savunma hakkı tanınması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Kurul, memura dosyayı inceleme, isnat ve delillere cevap verme, yazılı veya sözlü savunma sunma ve vekil yardımından yararlanma imkânı tanımalıdır.

      Bu nedenle devlet memurluğundan çıkarma sürecinde savunma hakkı iki ayrı aşamada önem kazanır. İlk aşamada yetkili disiplin amiri, soruşturmanın sonunda savunma ister. İkinci aşamada yüksek disiplin kurulu, çıkarma teklifini karara bağlamadan önce memurun son savunmasını alır. Bu aşamalardan birinin atlanması, savunma hakkının şeklen değil etkili biçimde sağlanıp sağlanmadığı yönünden yargısal denetime konu olabilir.

      Devlet Memurluğundan Çıkarma Kararı ve Tebliğ

      Yüksek disiplin kurulu, dosyayı inceleyerek çıkarma teklifini kabul veya reddeder. Devlet memurluğundan çıkarma gibi ağır sonuç doğuran bir kararın, yalnızca soruşturma raporuna atıf yapan genel ifadelerden oluşmaması gerekir. Kararda fiilin ne şekilde sabit görüldüğü, hangi delillere dayanıldığı, çelişkili delillerin nasıl değerlendirildiği, memurun savunmasının neden kabul edilmediği ve uygulanması mümkünse bir alt cezanın neden tercih edilmediği anlaşılabilir biçimde ortaya konulmalıdır.

      Karar memura yazılı olarak tebliğ edilmelidir. Tebliğ tarihi, iptal davası açma süresinin hesaplanması bakımından belirleyici olduğundan tebliğ belgesi ve zarfı saklanmalıdır. Kararın yalnızca sözlü olarak bildirilmesi veya ilişik kesme işleminin öğrenilmesi, usulüne uygun yazılı bildirimin yerini her durumda tutmayabilir.

      Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasında Zamanaşımı

      Devlet memurluğundan çıkarma cezasında iki farklı zamanaşımı süresinin dikkate alınması gerekir. Fiilin işlendiğinin yetkili makam tarafından öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde disiplin kovuşturmasına başlanmaması halinde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Ayrıca disiplin cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihten itibaren en geç iki yıl içinde ceza verilmesi gerekir.

      Altı aylık süre ile iki yıllık süre birbirinden farklıdır. İlk süre, yetkili makamın fiili öğrendiği tarihten sonra soruşturmaya ne zaman başlandığıyla ilgilidir. İkinci süre ise fiilin işlendiği tarihten itibaren cezanın hangi tarihe kadar verilebileceğini belirleyen nihai sınırdır. Dosyada soruşturma onayı, öğrenme tarihi, fiil tarihi ve yüksek disiplin kurulu karar tarihi ayrı ayrı incelenmelidir.

      Devam eden fiillerde, farklı tarihlerde gerçekleştirilen eylemlerde veya sonradan ortaya çıkan dijital kayıtlarda zamanaşımının başlangıcı somut olayın özelliğine göre belirlenir. İdarenin öğrenme tarihini belirsiz bırakması veya soruşturmayı uzun süre işlemsiz tutması, zamanaşımı incelemesini ortadan kaldırmaz.

      Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasının Bir Alt Cezası Nedir?

      Devlet memurluğundan çıkarma cezasının bir derece altındaki disiplin cezası kademe ilerlemesinin durdurulmasıdır. Kademe ilerlemesinin durdurulması, fiilin ağırlık derecesine göre memurun bulunduğu kademede ilerlemesinin belirli bir süre durdurulması sonucunu doğurur. Ancak çıkarma cezasını gerektiren her fiilde kendiliğinden bir alt ceza uygulanması zorunlu değildir.

      Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan, ödül veya başarı belgesi alan memur hakkında bir derece hafif ceza uygulanabilir. Buradaki yetki idareye değerlendirme alanı tanısa da keyfî değildir. Memurun uzun yıllar cezasız çalışması, başarı belgeleri, ödülleri, olayın meydana geliş şekli, kastın yoğunluğu ve hizmete etkisi dosyada mevcutsa bu hususların değerlendirilmesi gerekir. Kararda hiçbir değerlendirme yapılmadan doğrudan en ağır yaptırımın seçilmesi ölçülülük ve gerekçe yönlerinden tartışılabilir.

      Bir alt ceza uygulaması ile fiilin hiç oluşmaması birbirinden ayrılmalıdır. Fiil kanıtlanmamışsa veya isnat edilen disiplin hükmüyle örtüşmüyorsa çözüm bir alt ceza verilmesi değil, ceza teklifinin reddedilmesidir. Alt ceza ancak disiplin fiilinin oluştuğu kabul edildikten sonra cezanın bireyselleştirilmesi kapsamında gündeme gelir.

      1. Devlet Memuru Hangi Suçlardan Görevden Atılır?

      Bir memurun ceza soruşturmasına uğraması veya sanık olarak yargılanması tek başına memurluğun sona ermesi anlamına gelmez. Bu konuda suçun kasten mi yoksa taksirle mi işlendiği, hükmedilen cezanın türü ve süresi, mahkûmiyetin kesinleşip kesinleşmediği, suçun 657 sayılı Kanun’da özel olarak sayılan suçlardan olup olmadığı ve aynı fiil hakkında ayrıca disiplin soruşturması yürütülüp yürütülmediği değerlendirilmelidir.

      657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesi uyarınca kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmak, memuriyete giriş şartını ortadan kaldırabilir. Ayrıca devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve kaçakçılık suçlarından mahkûmiyet, cezanın süresinden bağımsız olarak memuriyet bakımından sonuç doğurabilir.

      Burada verilen karar, her zaman disiplin cezası niteliğindeki devlet memurluğundan çıkarma değildir. Kesinleşmiş mahkûmiyet nedeniyle memur olma şartının kaybedildiği kabul edilirse 657 sayılı Kanun’un 98/b maddesi uyarınca göreve son verme işlemi tesis edilebilir. Aynı fiilin kurum disiplini bakımından ayrıca değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte, iki işlemin hukuki dayanağı birbirinden ayrılmalıdır.

      1. Devlet Memuru Hangi Suçlardan Mahkûm Olursa Memuriyeti Sona Erer?

      657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5 maddesi uyarınca, devlet memurunun aşağıdaki mahkûmiyetlerden birinin kesinleşmesi hâlinde memuriyete alınma şartını kaybetmesi ve buna bağlı olarak aynı Kanun’un 98/b maddesi gereğince görevine son verilmesi gündeme gelebilir:

      • Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezası: Suçun kanunda özel olarak sayılan suçlardan olup olmadığına bakılmaksızın, kasten işlenen herhangi bir suç nedeniyle verilen bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezasının kesinleşmesi memuriyete engel oluşturabilir. Buna karşılık taksirle işlenen suçlar, yalnızca cezanın süresi esas alınarak bu kapsamda değerlendirilemez.
      • Devletin güvenliğine karşı suçlar: Devletin birliğini, ülke bütünlüğünü ve egemenliğini hedef alan suçlardan mahkûmiyet, verilen cezanın süresine bakılmaksızın memuriyete engel teşkil edebilir.
      • Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar: Anayasayı ihlal, yasama organına veya hükûmete karşı suçlar ile anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik diğer suçlardan mahkûmiyet, ceza miktarından bağımsız olarak değerlendirilir.
      • Zimmet, irtikâp ve rüşvet suçları: Kamu görevinin sağladığı yetki veya nüfuzun kötüye kullanılmasına dayanan bu suçlardan mahkûmiyet, kısa süreli hapis veya adli para cezası verilmiş olsa dahi memuriyete engel olabilir.
      • Hırsızlık, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçları: Malvarlığına ve kişilere duyulan güvene karşı işlenen bu suçlardan mahkûmiyet bakımından bir yıllık hapis cezası sınırı aranmaz.
      • Sahtecilik suçları: Resmî belgede, özel belgede veya kanun kapsamında sahtecilik olarak nitelendirilen diğer fiillerden mahkûmiyet, kamu görevinde bulunabilmek için gerekli güvenilirlik şartını ortadan kaldırabilir.
      • Hileli iflas suçu: Hileli iflas nedeniyle verilen mahkûmiyet, cezanın süresi ne olursa olsun devlet memurluğuna engel suçlar arasında yer alır.
      • İhaleye veya edimin ifasına fesat karıştırma suçları: Kamu ihalelerinin yapılmasına ya da ihale sonucunda üstlenilen edimin yerine getirilmesine hukuka aykırı müdahalede bulunulması nedeniyle verilen mahkûmiyet memuriyet statüsünü etkiler.
      • Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu: Suçtan elde edilen gelir veya malvarlığı değerlerinin kaynağının gizlenmesine yönelik fiillerden mahkûmiyet, ceza miktarından bağımsız olarak memuriyete engel olabilir.
      • Kaçakçılık suçları: Kanunda kaçakçılık suçu olarak düzenlenen fiillerden mahkûmiyet, verilen cezanın bir yıldan az olması hâlinde dahi memur olma şartının kaybedilmesine yol açabilir.

      Bu değerlendirmede yalnızca kişi hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülmesi yeterli değildir; kural olarak mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesi gerekir. Ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüyle aynı hukuki sonucu doğurmaz. Kanunda özel olarak sayılan suçlarda ise cezanın süresi değil, mahkûm olunan suçun niteliği belirleyicidir ve bu suçlar affa uğramış olsa bile memuriyete engel olma özelliğini koruyabilir.

      image
      1. Memur Kaç Yıl Ceza Alırsa İhraç Olur?

      “Memur kaç yıl ceza alırsa ihraç olur?” sorusunun tek bir rakamla cevaplandırılması yanıltıcıdır. Kural olarak kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin kesinleşmiş mahkûmiyet, memur olma şartlarının kaybedilmesine yol açabilir. Buna karşılık kanunda özel olarak sayılan suçlardan mahkûmiyet halinde cezanın süresi bir yıldan az olsa veya yaptırımın niteliği farklı olsa bile memuriyet yönünden sonuç doğabilir.

      Suç taksirle işlenmişse, yalnızca cezanın iki yıl veya daha fazla olması 48/A-5 maddesindeki “kasten işlenen suç” şartını kendiliğinden karşılamaz. Bununla birlikte özel personel kanunları, cezanın infazı, görevden uzaklaştırma ve disiplin hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle ceza süresi tek başına değil; suçun manevi unsuru, kanundaki adı, kesinleşen yaptırım ve kişinin tabi olduğu özel mevzuatla birlikte incelenmelidir.

      • İki Yıl Ceza Alan Memurluktan Atılır mı?

      İki yıl hapis cezası alan memurun durumu da suçun niteliğine göre değişir. İki yıllık hapis cezası kasten işlenen bir suç nedeniyle verilmiş ve mahkûmiyet kesinleşmişse memuriyet şartının kaybedilmesi gündeme gelebilir. Buna karşılık taksirle işlenen bir suç nedeniyle iki yıl hapis cezası verilmiş olması, sadece ceza süresine dayanılarak aynı sonuca ulaşmak için yeterli değildir. Ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının başka bir yaptırıma çevrilmesi, kanun yolu incelemesi ve suçun katalog suçlardan olup olmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

      • HAGB Memurluktan Çıkarılma Sonucu Doğurur mu?

      Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, açıklanmış ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmüyle aynı değildir. Bu nedenle HAGB kararı tek başına 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesi kapsamında kesinleşmiş mahkûmiyet gibi değerlendirilemez. Bununla birlikte HAGB’ye konu olayın disiplin hukuku bakımından ayrıca incelenmesi mümkündür. İdare, ceza dosyasındaki olay ve delillerden yararlanabilir; fakat yalnızca HAGB kararı verildiğini söyleyerek disiplin fiilinin oluştuğunu peşinen kabul edemez.

      • Beraat Kararı Disiplin Cezasını Engeller mi?

      Ceza yargılaması ile disiplin soruşturması kural olarak birbirinden bağımsızdır. Ceza mahkemesinin delil ve sorumluluk ölçütü ile disiplin hukukundaki değerlendirme her durumda aynı değildir. Ancak ceza mahkemesinin fiilin hiç gerçekleşmediğini veya sanık tarafından işlenmediğini kesin biçimde tespit ettiği durumların disiplin makamınca yok sayılması mümkün değildir. Beraat kararının gerekçesi bu nedenle büyük önem taşır. Delil yetersizliği gerekçesiyle verilen beraat ile fiilin gerçekleşmediğinin tespitine dayanan beraat aynı sonuçları doğurmayabilir.

      Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasına İtiraz Nereye Yapılır?

        Devlet memurluğundan çıkarma cezası bakımından 657 sayılı Kanun’un 135. maddesinde özel bir disiplin itirazı öngörülmemiştir. Bu cezaya karşı temel hukuki yol, idare mahkemesinde iptal davası açılmasıdır. Günlük kullanımda “itiraz” olarak ifade edilen başvuru çoğu zaman teknik anlamda bir kurul itirazı değil, idari işlemin iptali istemiyle açılacak davadır.

        İptal davası, özel bir süre öngörülmemişse kararın yazılı olarak bildirildiği tarihi izleyen günden itibaren altmış gün içinde açılmalıdır. Dava açma süresi kamu düzenindendir ve mahkeme tarafından kendiliğinden incelenir. Bu nedenle tebliğ tarihi, elektronik tebligatın açılma ve kanunen tebliğ edilmiş sayılma tarihi, fiziki tebligattaki usulsüzlükler ve varsa idari başvurunun süreye etkisi dikkatle hesaplanmalıdır.

        Görevli mahkeme idare mahkemesidir. Kamu görevlilerinin görevlerine son verilmesine ilişkin davalarda yetkili mahkeme kural olarak kamu görevlisinin son görev yaptığı yer esas alınarak belirlenir. Ancak personelin tabi olduğu özel kanun, görev yeri ve işlemi tesis eden makam dikkate alınarak görev ve yetki ayrıca kontrol edilmelidir.

        Memurluktan Atıldım, Ne Yapmalıyım?

          Devlet memurluğundan çıkarma kararı tebliğ edilen kişinin ilk olarak tebliğ tarihini ve tebliğin hangi yöntemle yapıldığını kaydetmesi gerekir. Tebliğ zarfı, elektronik tebligat kayıtları, yüksek disiplin kurulu kararı ve ilişik kesme yazısı birlikte saklanmalıdır. Ardından soruşturma onayı, muhakkik raporu, ifade tutanakları, savunma istemleri, verilen savunmalar, tanık beyanları, kurul toplantısına ilişkin belgeler ve karara esas alınan bütün deliller temin edilmelidir.

          Dosya incelenirken isnat edilen fiil ile uygulanan kanun bendinin örtüşüp örtüşmediği, delillerin fiili kanıtlayıp kanıtlamadığı, savunmanın doğru makamlar tarafından ve yeterli süre verilerek istenip istenmediği, yüksek disiplin kurulu önünde son savunma imkânı tanınıp tanınmadığı, zamanaşımı süreleri ve kurulun yetkisi kontrol edilmelidir. Dava açma süresi kısa ve hak kaybına elverişli olduğundan yalnızca idareye yeniden dilekçe verilmesine güvenilmemeli; yapılacak başvurunun dava süresine etkisi ayrıca hesaplanmalıdır.

          Kamera kaydı, mesaj, konum verisi, sağlık belgesi, görev çizelgesi veya tanık gibi zamanla kaybolabilecek deliller mümkün olan en kısa sürede korunmalıdır. Özellikle dijital delillerin sadece ekran görüntüsü olarak değil, tarih, hesap aidiyeti ve içerik bütünlüğü denetlenebilecek şekilde muhafaza edilmesi önem taşır.

          Devlet Memurluğundan Çıkarılan Kişi Tekrar Memur Olabilir mi?

            657 sayılı Kanun’un 125/E maddesi uyarınca verilen devlet memurluğundan çıkarma cezası, bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılma sonucunu doğurur. Bu nedenle ceza hukuken varlığını sürdürdüğü müddetçe kişinin olağan atama yollarıyla yeniden devlet memuru olması mümkün değildir.

            Bunun en önemli istisnası çıkarma işleminin idari yargı kararıyla iptal edilmesidir. İptal kararı, hukuka aykırı işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırır ve idareyi kişinin önceki hukuki durumunu yeniden kurmakla yükümlü hale getirir. Ayrıca geçmişte belirli dönemler için çıkarılan disiplin affı kanunları gibi özel yasal düzenlemeler farklı sonuçlar doğurabilir. Ancak bu tür istisnai düzenlemeler bulunmadıkça, çıkarma cezasının zaman geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalktığı veya belirli bir süre sonra yeniden memuriyete girilebildiği söylenemez.

            Memuriyet şartlarının kaybedilmesi nedeniyle 98/b maddesi uyarınca göreve son verilen kişinin durumu ise farklıdır. Mahkûmiyetin ortadan kalkması, yasaklanmış hakların geri verilmesi veya memuriyete engel hukuki durumun değişmesi yeniden atanma talebine dayanak oluşturabilir. Bununla birlikte bu gelişmeler her durumda kendiliğinden göreve dönüş sonucunu doğurmaz; ilgili mevzuat ve idarenin atama yetkisi ayrıca değerlendirilir.

            İptal Kararı Verilirse Memur Görevine Döner mi?

              Devlet memurluğundan çıkarma işleminin iptal edilmesi halinde idare, mahkeme kararını gecikmeksizin uygulamak ve kişiyi hukuka aykırı işlemden önceki hukuki durumuna mümkün olduğu ölçüde döndürmekle yükümlüdür. Bu kapsamda göreve başlatma, derece ve kademe ilerlemelerinin değerlendirilmesi, hizmet süresinin düzeltilmesi, sosyal güvenlik kayıtlarının tamamlanması ve yoksun kalınan parasal hakların ödenmesi gündeme gelebilir.

              Yürütmenin durdurulması kararı ise dava sonuçlanmadan önce işlemin uygulanmasını geçici olarak durdurur. Bu karar, nihai iptal kararı değildir; ancak çıkarma işleminin hukuki etkilerinin dava sonuna kadar askıya alınmasını sağlayabilir. İdarenin yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarının gereklerini yerine getirmesi anayasal ve yasal bir yükümlülüktür.

              Parasal hakların hangi tarihten itibaren, hangi kapsamda ve ne kadar ödeneceği somut dava talebine ve mahkeme kararına göre belirlenir. Bu nedenle dava dilekçesinde sadece işlemin iptali değil, işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle ödenmesi talebinin de usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi önemlidir.

              Memuriyetten Atılınca Tazminat Alınır mı?

              Devlet memurları işçi statüsünde olmadığından, iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı kıdem veya ihbar tazminatı kuralları memurlar hakkında doğrudan uygulanmaz. Bu nedenle hukuka uygun bir devlet memurluğundan çıkarma kararının verilmesi, kişiye kendiliğinden kıdem veya ihbar tazminatı hakkı sağlamaz.

              Bununla birlikte kişinin emeklilik hizmetleri, emekli aylığına hak kazanma koşulları ve emekli ikramiyesi ayrı hukuki değerlendirmelere tabidir. Ayrıca çıkarma işleminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi halinde yoksun kalınan maaş ve diğer parasal hakların ödenmesi gündeme gelebilir. Hukuka aykırı işlem nedeniyle ayrıca maddi veya manevi zarar doğduğu iddia ediliyorsa tam yargı davasının şartları somut olaya göre incelenmelidir. Dolayısıyla “memuriyetten atılınca tazminat alınır mı?” sorusuna verilecek cevap, çıkarma işleminin hukuka uygunluğu, kişinin sosyal güvenlik statüsü ve talep edilen ödemenin niteliğine göre değişir.

              Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Alan Emekli Olabilir mi?

              Devlet memurluğundan çıkarma cezası, kişinin daha önceki sigortalı hizmetlerini ve ödenmiş primlerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Kişi gerekli yaş, hizmet süresi ve prim şartlarını sağlıyorsa tabi olduğu sosyal güvenlik mevzuatı kapsamında emekli aylığı talep edebilir. Ancak aylığa hak kazanma tarihi, emekli ikramiyesi, eksik hizmetlerin tamamlanması ve isteğe bağlı sigortalılık konuları kişinin ilk defa kamu görevine başladığı tarih ve toplam hizmetleri dikkate alınarak belirlenir.

              2008 yılı Ekim ayı başından önce kamu görevine başlayan ve 5434 sayılı Kanun hükümleriyle bağlantısı devam eden kişiler ile bu tarihten sonra ilk defa kamu görevlisi olarak 5510 sayılı Kanun’un 4/1-c bendi kapsamına giren kişiler aynı kurallara tabi değildir. Bu nedenle çıkarma cezası alan kişinin emeklilik durumu hakkında yalnızca cezanın adına bakılarak kesin sonuca ulaşılmamalı; hizmet dökümü, sigortalılık başlangıcı, yaş, prim ve ikramiye koşulları birlikte incelenmelidir.

              Meslekten Çıkarma Cezası ile Devlet Memurluğundan Çıkarma Aynı mıdır?

              Meslekten çıkarma ve devlet memurluğundan çıkarma ifadeleri özellikle polis, jandarma ve sahil güvenlik personeli hakkında birbirine karıştırılmaktadır. 7068 sayılı Kanun’da meslekten çıkarma cezası ile devlet memurluğundan çıkarma cezası farklı yaptırımlar olarak düzenlenmiştir. Meslekten çıkarma, kişinin tabi olduğu teşkilatlarda bir daha çalıştırılmamak üzere meslekten çıkarılmasına; devlet memurluğundan çıkarma ise bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere kamu görevinden çıkarılmasına yönelik daha geniş bir sonuç doğurur.

              Türk Silahlı Kuvvetleri personeli bakımından 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu, yükseköğretim personeli bakımından 2547 sayılı Kanun ve bazı meslek grupları bakımından diğer özel kanunlar uygulanabilir. Bu nedenle “meslekten çıkarma cezasını kim verir?” sorusu personelin statüsü belirlenmeden cevaplandırılamaz. 657 sayılı Kanun’a tabi memur bakımından devlet memurluğundan çıkarma kararını yüksek disiplin kurulu verirken, özel kanunlarda disiplin kurulları ve karar mercileri farklı şekilde düzenlenmiş olabilir.

              Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası İptal Davası

              Devlet memurluğundan çıkarma cezasının iptali istemiyle açılacak dava, sadece kararın sonucuna itiraz edilen genel ifadelerden oluşmamalıdır. Dilekçede maddi olay kronolojik şekilde açıklanmalı; soruşturmanın hangi tarihte ve hangi makam tarafından başlatıldığı, isnadın ne olduğu, hangi delillerin toplandığı, savunmaların ne zaman ve kim tarafından istendiği, yüksek disiplin kurulunun nasıl karar verdiği ve işlemin ne zaman tebliğ edildiği gösterilmelidir.

              Ardından işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından hukuka aykırılıkları dosyadaki somut belgelerle ilişkilendirilmelidir. Örneğin savunmanın sadece muhakkik tarafından alınmış olması ileri sürülüyorsa, muhakkikin yazısı ile yetkili disiplin amirinden ayrıca savunma istenmediğini gösteren dosya içeriği birlikte sunulmalıdır. Fiilin kanundaki alt bentle örtüşmediği savunuluyorsa, isnat edilen somut davranış ile kanuni tanım karşılaştırılmalıdır. Delil yetersizliği iddiasında ise hangi çelişkinin giderilmediği, hangi lehe delilin toplanmadığı veya hangi dijital verinin aidiyetinin kanıtlanmadığı açıklanmalıdır.

              Emsal yargı kararları da somut hukuka aykırılıkla bağlantılı kullanılmalıdır. Bir kararın yalnızca “emsal” olarak dosyaya eklenmesi yeterli değildir; karardaki hukuki ilkenin mevcut olayla hangi noktada örtüştüğü gösterilmelidir. Savunma hakkı, tipiklik, ölçülülük, özel hayatın korunması, hukuka aykırı delil, kurulun yetkisi ve zamanaşımı konularındaki içtihatlar farklı dava sebeplerini destekler.

              Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Sonuçları

              Devlet memurluğundan çıkarma cezası, kişinin yalnızca mevcut görevini değil, gelecekte yeniden devlet memuru olabilme imkânını da etkileyen ağır ve kalıcı bir disiplin yaptırımıdır. Bu nedenle çıkarma kararı, soyut kanaate, eksik incelemeye veya yalnızca soruşturma raporundaki sonuca dayanılarak verilemez. İsnat edilen fiilin somut ve hukuka uygun delillerle kanıtlanması, fiil ile uygulanan disiplin hükmünün örtüşmesi, zamanaşımı sürelerine uyulması, savunmanın yetkili disiplin amiri tarafından istenmesi ve yüksek disiplin kurulu önünde ayrıca son savunma imkânı tanınması gerekir.

              Memurun hapis cezası alması, ceza soruşturması geçirmesi veya hakkında HAGB kararı verilmesi de her durumda aynı sonucu doğurmaz. Disiplin cezası niteliğindeki devlet memurluğundan çıkarma ile memuriyete giriş şartlarının kaybedilmesi nedeniyle göreve son verilmesi birbirinden ayrılmalıdır. Suçun kasten veya taksirle işlenmesi, cezanın süresi, suçun kanunda özel olarak sayılıp sayılmaması ve mahkûmiyetin kesinleşme durumu birlikte değerlendirilmelidir.

              Çıkarma kararına karşı özel bir disiplin itirazı bulunmadığından, kararın yazılı bildirimini izleyen günden itibaren kural olarak altmış gün içinde yetkili idare mahkemesinde iptal davası açılması gerekir. Dava açılması işlemi kendiliğinden durdurmadığı için gerekli şartlar mevcutsa yürütmenin durdurulması da talep edilmelidir. Her soruşturmanın delil yapısı, personelin statüsü ve işlemin hukuki dayanağı farklı olduğundan, hak kaybı yaşanmaması için kararın ve soruşturma dosyasının bütün olarak değerlendirilmesi önem taşır.

              Devlet Memurluğundan Çıkarma Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

              Devlet memurluğundan çıkarma cezasını kim verir?

              657 sayılı Kanun’a tabi memur hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası, disiplin amirinin isteği üzerine memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu tarafından verilir. Muhakkik veya disiplin amiri tek başına bu cezaya karar veremez.

              Memurluktan çıkarma cezası hangi hallerde verilir?

              Ceza, 657 sayılı Kanun’un 125/E maddesinde sayılan siyasi veya ideolojik amaçlı ağır eylemler, bir yılda toplam yirmi gün özürsüz devamsızlık, fiilî saldırı, gizli bilgileri açıklama, memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak derecede yüz kızartıcı hareket ve diğer fiillerin usulüne uygun soruşturmayla kanıtlanması halinde verilebilir.

              Memur kaç yıl ceza alırsa ihraç olur?

              Yalnızca cezanın süresine bakılarak karar verilemez. Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezası memuriyet şartının kaybedilmesine yol açabilir. Kanunda özel olarak sayılan suçlarda ise cezanın süresinden bağımsız sonuç doğabilir. Taksirli suçlar ayrıca değerlendirilir.

              İki yıl ceza alan memurluktan atılır mı?

              İki yıllık hapis cezası kasten işlenen bir suçtan kaynaklanıyor ve mahkûmiyet kesinleşmişse göreve son verilmesi gündeme gelebilir. Suç taksirle işlenmişse sadece iki yıllık ceza süresi aynı sonuca ulaşmak için yeterli değildir. Suçun türü ve kesinleşen hüküm birlikte incelenmelidir.

              Devlet memurluğundan çıkarma cezasının bir alt cezası nedir?

              Bir alt ceza kademe ilerlemesinin durdurulmasıdır. Ancak bir alt cezanın uygulanması otomatik değildir. Memurun geçmiş hizmetleri, ödül ve başarı belgeleri ile olayın özellikleri değerlendirilmelidir.

              Devlet memurluğundan çıkarma cezasına itiraz nereye yapılır?

              Bu ceza için 657 sayılı Kanun’da özel bir disiplin itirazı düzenlenmemiştir. Karara karşı kural olarak yazılı bildirimi izleyen günden itibaren altmış gün içinde yetkili idare mahkemesinde iptal davası açılır.

              Devlet memurluğundan çıkarılan tekrar memur olabilir mi?

              Çıkarma cezası hukuken varlığını sürdürdüğü müddetçe kişi yeniden devlet memurluğuna atanamaz. İşlemin mahkemece iptal edilmesi veya özel bir kanuni düzenleme bulunması halinde durum değişebilir.

              Osman Düz

              Avukat

              Avukat Osman DÜZ, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden “onur öğrencisi” derecesiyle mezun olmuştur. Öğrencilik sürecinde Adalet Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi iş birliği ile yürütülen hukuk kliniklerine katılarak “insan hakları” konusunda çalışmalar yapmış; dahil olduğu eğitimlerle bilişim hukuku ve rekabet hukuku alanlarına odaklanmıştır.