Görev esnasında yaralanan askerlerin tazminat hakkı: Hukuki süreç, yetki ve uygulamadaki yansımalar.
İçerikler
ToggleGörev başında yaralanan askerler veya yakınları için nakdi tazminat davası açmak, ciddi maddî kayıpları gidermeyi amaçlayan idari bir yargı yoludur. Bu davada izlenecek süreç, yetkili merciler, zamanaşımı ve hesaplama yöntemleri, hukuki bir çerçevede işlenir. Aşağıda, farklı bir bakışla soru-cevap formatında bu sürecin önemli noktalarına değinilmektedir:
Dava Ne Zaman ve Nasıl Açılır?
Göreve bağlı yaralanma nedeniyle tazminat davası açılmadan önce, ilgili idareye (örneğin askerî birlik veya Milli Savunma Bakanlığı) başvurarak durumu bildirmeniz zorunludur. Bu başvuru, 2577 sayılı Kanun uyarınca idarenin işlem yapmasını talep eder. İdarenin 30 gün içinde herhangi bir yanıt vermemesi zımni ret anlamına gelir. Zımnen veya fiilen ret yanıtı alındığında, ilgili kişi 60 gün içinde idare mahkemesine dava açmalıdır.
Kısacası:
- Başvuru süresi: Olay öğrenildikten itibaren 1 yıl içerisinde idari makamlara başvurulmalı (idari müracaat yapılmalıdır). Danıştay kararlarında; genel zamanaşımı (10 YIL) süresinde de yapılacak başvuruların geçerli olduğu yönde kararlar mevcuttur.
- Dava süresi: Başvurunun 30 gün içinde sonuçlanmaması veya ret yanıtı sonrası 60 gün içinde idare mahkemesine dava açılmalıdır. Bu süreler aşıldığında dava hakkı düşebilir.

Dava Kime Karşı Açılır?
Askerî personel zarar gördüğünde dava genellikle ilgili kamu kurumu aleyhine açılır. Türk Silahlı Kuvvetleri personeli için davalı, genellikle Milli Savunma Bakanlığıdır. Yani zarar, bakanlık adına tazmin edilmek üzere dava açılır. İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik kuvvetlerinde ise İçişleri Bakanlığı muhatap olur. Dava dilekçesinde, hangi birimin (komutanlık, garnizon vb.) zararı karşıladığına dikkat edilmelidir.
Görev Esnasında Yaralanan Askerlerin Tazminatın Hesaplanmasında Dikkat Edilenler
Tazminat miktarı belirlenirken aşağıdaki unsurlar dikkate alınır:
- Maluliyet Oranı: Askerin kaza sonrasında aldığı kalıcı iş göremezlik oranı tazminat hesabında ana etkendir. Yüksek oranda maluliyet, tazminatı artırır.
- Askerin Yaşı ve Hizmet Süresi: Genç ve yeni malul kalan askerler bakımından kayıp ömür ve ileride kazanamayacakları gelirler dikkate alınır. Yaşlı veya hizmetten ayrılmaya yakın kişiler için tazminat bu yönden daha düşük olabilir.
- Brüt Aylık Tutarı: Hangi aylığın esas alındığı belirlenir. 2330 sayılı Kanun’a göre tazminat hesaplamasında en yüksek devlet memuru brüt aylığı esas alınır. Bu tutar sabit kaldığı için, tazminat hesaplamasında yaş veya hizmetten bağımsız bir alt sınır oluşturur. Nakdi tazminatın ödeneceği yıla ait olan en yüksek devlet memuru brüt aylığı esas alınır. Kazanın meydana geldiği tarihe ait olan değil. Ayrıca burada bahsedilen en yüksek devlet memuru Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı’dır.
Görev Esnasında Yaralanan Askerlerin Tazminat Hakkı – Zamanaşımı ve Usul
Görev esnasında yaralanan askerlerin nakdi tazminat talebi için zamanaşımı süreleri çok önemlidir. Hem idari başvuru hem de dava açma sürelerine uyulmazsa hak düşer. Genel olarak malullüğün ortaya çıkması veya olayın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde başvuruda bulunulması beklenir. İdari merci zımnen reddettikten sonra 60 gün içinde dava açılması gerekir. Zamanaşımı, tazminat ve diğer konular hakkında detaylı bilgi almak için askeri avukat sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
Hizmet Kusuru ve Tehlike Sorumluluğunun Yargı Kararlarına Yansıması
Nakdi tazminat davalarında idarenin sorumluluğu yalnızca görev sırasında meydana gelen doğrudan zararlarla sınırlı değildir. Aynı zamanda, kamu hizmetinin kötü organizasyonu, personel güvenliğinin yeterince sağlanmaması ve teknik eksiklikler de “hizmet kusuru” kapsamında değerlendirilerek idarenin tazminat yükümlülüğünü doğurur. Bununla birlikte, askeri faaliyetlerin doğası gereği bazı zararların önceden öngörülemeyecek olması durumunda dahi, idarenin tehlike sorumluluğu devreye girerek kusursuz sorumluluk prensibi işlerlik kazanır. Bu durum yargı kararlarında sıkça vurgulanmakta, tazminatın haklılığını güçlendirmektedir.
Özellikle Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında, askeri görev sırasında meydana gelen zararlarda hizmet kusurunun varlığı aranmakla birlikte, olayın yüksek riskli bir faaliyetle bağlantılı olması hâlinde kusursuz sorumluluk prensibi de dikkate alınmaktadır. Örneğin iç güvenlik operasyonuna katılan bir askerin patlama sonucu uzvunu kaybetmesi durumunda, idareye atfedilecek kusur açıkça tespit edilemese dahi, görevle kurulan illiyet bağı yeterli görülmekte ve tazminat hükmü tesis edilmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda mahkemeler, idarenin teknik kusuru olup olmadığını araştırmakla birlikte, görev riski yüksek olan bir faaliyetin varlığı hâlinde zararın kendiliğinden tazminini esas alır. Bu yaklaşımın amacı, askerlerin hayatını tehlikeye atan görevlerde oluşan mağduriyetin mutlak surette karşılanmasıdır. 2330 sayılı Kanun, bu türden durumlar için idareye bir “sosyal güvenlik teminatı” sunma yükümlülüğü yüklemiş, idari yargı da bu hükmü genişletici biçimde yorumlamıştır.
Ayrıca, askerî personelin görevde bulunduğu sırada maruz kaldığı olayların ardından alınan disiplin cezalarının veya tutulan idari tutanakların, tazminat hakkına etkisi de sınırlı olarak değerlendirilmelidir. Zira temel mesele, mağduriyetin hizmetin olağan riskinden mi yoksa askerî disiplin dışı bir ihlâlden mi doğduğunun ispatıdır. Görev disiplini çerçevesinde görevini ifa eden bir personelin, küçük bir dikkatsizlik sonucu zarar görmüş olması durumunda, bu davranış tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Bu noktada “kasıt” ile “ihmal” arasındaki çizgi titizlikle ayırt edilmelidir. Örneğin; evrak odasında çıkan yangını itfaiye gelene kadar beklemek yerine söndürmeye çalışan bir personel yaralanırsa tazminat hakkı olur; ama çıkan yangın sırasından heyecan ve gerilimin etkisiyle arkadaşıyla kavga edip yaralanırsa pek tabii tazminat hakkı olmaz.
Sonuç olarak, görev esnasında yaralanan askerlerin tazminat taleplerinde, hizmet kusuru ve tehlike sorumluluğu birlikte değerlendirilmelidir. Yargının bu husustaki yorumları hem mağdura güvence sağlamakta hem de idareye kamu hizmetini yürütürken azami dikkat ve koruma yükümlülüğü yüklemektedir. Bu denge, hukuk devleti ilkesinin askerî personel için de somut biçimde işlerliğini göstermektedir.
Görev Esnasında Yaralanan Askerlerin Tazminat Hakkı Özet ve Değerlendirme
Görev sırasında yaralanma sonucunda nakdi tazminat davası açmak, asker ve yakınları için uzun ve karmaşık bir süreç olabilir. Buna rağmen elde edilecek maddî yardım, bedensel kaybın etkisini hafifletmektedir. Bu süreçte, hak sahiplerinin öncelikle olayı yetkili bir makama bildirmeleri, eksiksiz belgeyle idareye başvurmaları esastır. İdareden olumlu yanıt alınmazsa derhal idare mahkemesine başvurulmalı; davada askerî hizmetin gerektirdiği yüksek risk göz önünde bulundurularak tahsis edilecek tazminat miktarı belirlenmelidir. Zamanında ve doğru adımlarla hareket eden askerî personel, hukukî haklarını eksiksiz kullanarak maddî zararını geri alabilir ve ailesi için gerekli güvenceleri elde edebilir. Bu nedenle, askerî yaralanma vakalarında tazminat prosedürleri konusunda bilinçli olunması büyük önem taşır. Konya avukat sayfamızdan bizimle iletişime geçebilir ve aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz.
Danıştay 10. Daire
- Esas No: 1997/190
- Karar No: 1997/2601
- Tarih: 27.06.1997
- Özet:
Olayda, görevli olduğu birlikteki işini tamamladıktan sonra başka bir birime görevlendirilen personel, dönüş yolunda geçirdiği trafik kazasında vefat etmiştir. Askerin %5/8 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. SGK bu gerekçeyle vazife malullüğü talebini reddetmiştir. Ancak Danıştay, kişinin kusurunun görevle olan illiyet bağını ortadan kaldıracak nitelikte olmadığını belirtmiş, olayın görevle bağlantılı olduğunu kabul ederek vazife malullüğü aylığı bağlanmasına hükmetmiştir.
Danıştay 15. Daire
- Esas No: 2016/6287
- Karar No: 2017/1276
- Tarih: 20.03.2017
- Özet:
Davacıya 3713 sayılı Kanun kapsamında malullük aylığı bağlanmıştır. Ancak yüksek enerjili koşu protezine ihtiyaç duyduğu sağlık raporuyla belirlendiği hâlde, SGK bu protez bedelini karşılamamıştır. Danıştay, 5510 sayılı Kanun’un 73. maddesine dayanarak bu tür durumlarda protez ve ortez giderlerinin sınırlamasız karşılanması gerektiğine hükmetmiştir. İdarenin sınırlayıcı uygulaması iptal edilmiştir.
Danıştay 11. Daire
- Esas No: 2015/7561
- Karar No: 2017/2546
- Tarih: 10.05.2017
- Özet:
Harp malulü sayılan personelin belgelerinin hatalı düzenlenmesi sebebiyle aylık bağlama işlemi reddedilmiştir. Mahkeme, kamu hizmeti veren idarenin hatalı belge düzenlemesinin kişiye hak kaybı yaşatamayacağına hükmetmiştir. Kurumsal kusur nedeniyle hak kaybı yaşanamayacağı ilkesi gereğince işlem iptal edilmiştir.





