Görev Sırasında Hayatını Kaybeden Emniyet Müdürünün Yakınlarına Ödenecek Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Hesaplanması
Görevi başında yürüttüğü operasyon sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden ikinci sınıf emniyet müdürünün eşi ve çocukları tarafından açılan davada, maddi tazminatın kapsamı ve hesaplama yöntemi bakımından önemli hukuki esaslar ortaya konulmuştur. Olayda, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun vazife malullüğü hükümleri uyarınca hak sahiplerine vazife malullüğü aylığı bağlandığı hususunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki davacılar, bağlanan aylıkların ve yapılan diğer ödemelerin, murisin sağlığında sağlayacağı desteği tam anlamıyla karşılamadığını ileri sürerek destekten yoksun kalma zararının ayrıca tazminini talep etmişlerdir. Uyuşmazlığın odak noktasını, kamu görevlisinin ölümü sonrası bağlanan sosyal güvenlik ödemelerinin gerçek maddi zararı ne ölçüde karşıladığı ve bakiye zararın nasıl hesaplanacağı sorunu oluşturmaktadır.
Destekten yoksun kalma zararının belirlenmesinde üç ayrı dönem esas alınmaktadır. İlk olarak aktif dönemde işlemiş zarar, desteğin ölüm tarihi ile bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih arasındaki süreyi kapsamaktadır. Bu dönem bakımından, murisin emsali bir polis memurunun aylar itibarıyla alacağı görev aylıkları esas alınmakta; buna karşılık Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hak sahiplerine bağlanan ve fiilen ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınmaktadır. Murisin görev aylığından her bir davacıya ayıracağı destek payı ile hak sahiplerine ödenen vazife malullüğü aylıkları arasındaki fark, gerçekleşmiş destek kaybını oluşturmaktadır. Bu zarar kalemi fiilen doğmuş ve gerçekleşmiş bulunduğundan, ayrıca peşin sermaye değeri hesabına tabi tutulmaksızın doğrudan tespit edilmelidir.
İkinci aşamada aktif dönemde işleyecek zarar söz konusudur. Bu dönem, bilirkişi rapor tarihinden murisin yasal emeklilik yaşına ulaşacağı tarihe kadar geçen süreyi ifade eder. Bu süreçte de murisin emsali kamu görevlisinin alabileceği aylık gelirler ile hak sahiplerine bağlanan vazife malullüğü aylıkları karşılaştırılmakta; görev aylığından ayrılacak destek payı ile ödenen aylık arasındaki fark üzerinden destekten yoksun kalma zararı hesaplanmaktadır. Ancak bu dönem henüz gerçekleşmemiş bir zarar alanını kapsadığından, hesaplanan tutarın peşin sermaye değerine indirgenmesi gerekmektedir. Uygulamada bu indirgeme, her yıl için belirli artış ve iskonto oranları dikkate alınarak 1/kn formülü çerçevesinde yapılmakta; böylelikle gelecekte doğacak zararın bugünkü değeri tespit edilmektedir.
Üçüncü dönem ise pasif dönem olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem, murisin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile TRH 2010 yaşam tablosuna göre öngörülen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar olan süreci kapsamaktadır. Bu aşamada murisin emekli aylığı üzerinden hak sahiplerine sağlayacağı destek payı esas alınmakta; yine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan vazife malullüğü aylıkları ile karşılaştırma yapılmaktadır. Emekli aylığından ayrılacak destek tutarı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki fark, pasif dönem destek kaybını oluşturmaktadır. Henüz gerçekleşmemiş bu zarar kalemleri bakımından da peşin sermaye değeri hesabı zorunlu olup, gelecekteki muhtemel kayıp bugünkü değere indirgenerek belirlenmelidir.
Maddi tazminat hesabında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, hak sahiplerine çeşitli kanunlar uyarınca yapılan diğer ödemelerin değerlendirilmesidir. Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi uyarınca, zarar görenin aynı olay sebebiyle elde ettiği ve kamu kaynağı kullanılarak ifa amacı taşıyan ödemelerin yarar olarak kabul edilmesi ve tazminattan mahsup edilmesi gerekmektedir. Buna karşılık sosyal yardım niteliğinde olup ifa amacı taşımayan ödemeler yarar olarak değerlendirilemez. Somut olayda, 2330 sayılı Kanun kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonu kararıyla hak sahiplerine belirli bir tutarda nakdi tazminat ödendiği; ayrıca 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesi uyarınca tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır. Bu tür ödemeler kamu kaynağı kullanılarak ve ifa amacıyla yapıldığından, rapor tarihindeki güncel değerleri hesaplanarak toplam maddi zarar tutarından indirilmelidir. Güncel değer tespiti ise ilgili idarelerden sorulmak suretiyle yapılmalıdır.
Yüksek Mahkeme kararında, ilk derece mahkemesince yapılan hesaplamanın yukarıda açıklanan esaslara uygun olmadığı belirtilmiş; maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin karar kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle dosyanın, belirtilen hesaplama yöntemi çerçevesinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak maddi tazminat miktarının yeniden belirlenmesi amacıyla mahkemesine gönderilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Böylelikle destekten yoksun kalma zararının, sosyal güvenlik ödemeleri ve diğer kamu kaynaklı ödemeler dikkate alınarak, üç dönemli sistem üzerinden ve peşin sermaye değeri hesaplaması yapılarak belirlenmesi gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.
Bununla birlikte, kararın davacılar tarafından temyiz edilmemiş olması sebebiyle aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı devreye girmektedir. Bu ilke gereğince, yeniden yapılacak hesaplama sonucunda davacılar lehine belirlenecek maddi tazminat tutarı, önceki kararda hükmedilen miktarları aşamayacaktır. Dolayısıyla mahkeme, yeni bilirkişi raporuna göre daha yüksek bir zarar tespit etse dahi, temyize konu kararla belirlenen tutarların üzerinde bir hüküm kuramayacaktır. Bu yaklaşım, hem usul hukukunun temel ilkelerinden olan kazanılmış hak ilkesinin hem de temyiz sınırlarının doğal bir sonucudur.
Sonuç itibarıyla söz konusu karar, görev sırasında hayatını kaybeden kamu görevlilerinin yakınlarının destekten yoksun kalma zararının hesaplanmasında uygulanacak yöntem bakımından önemli ölçütler ortaya koymaktadır. Sosyal güvenlik ödemelerinin varlığı, tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmamakta; yalnızca gerçek zarar hesabında mahsup edilecek kalemler olarak dikkate alınmaktadır. Maddi zararın doğru ve hakkaniyete uygun biçimde belirlenmesi ise ancak aktif ve pasif dönem ayrımı gözetilerek, peşin sermaye değeri indirimi uygulanarak ve kamu kaynağıyla yapılan ödemelerin güncel değerleri hesaba katılarak mümkündür. Bu çerçevede karar, idarenin tazmin sorumluluğunun kapsamını belirlerken hem zarar görenlerin korunmasını hem de mükerrer ödeme yapılmamasını amaçlayan dengeli bir yaklaşımı yansıtmaktadır.





