Danıştay 10. Dairesi, 15.03.2004 (E:2002/6577, K:2004/2481) Kararı
Bu kararda, geçici köy koruculuğu sıfatını resmi olarak taşımayan bir kişinin görevi sırasında yaralanması olayı ele alınmıştır. Olayda, adı geçen kişi resmi ataması olmadığı halde koruculuk gibi bir gözetleme görevi için görevlendirilmiş ve bu görevi yaparken dengesini kaybedip düşerek sakatlanmıştır. Başvuran, 2330 sayılı Kanun kapsamında tazminat talep etmiş, idare talebini reddetmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ücretli olmamakla birlikte fiilen görevde sayılan bu kişinin 2330 sayılı Kanun kapsamında nakdi tazminat alıp alamayacağı noktasındadır. Danıştay kararı, görevin icrası sırasında meydana gelen bu yaralanmanın kusursuz sorumluluk ilkesi (mesleki risk) uyarınca değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Kararda, “geçici köy koruculuğuna atanma şartlarını taşımamasına rağmen bu sıfatla çalışan” bir kişinin yaralanmasının Kanun kapsamında kaldığı belirtilmiştir. Bu nedenle idare işleminin iptaline karar verilerek tazminat talebi kabul edilmiş; 2330 sayılı Kanun’un 1. maddesindeki “görev malullüğü” ve kusursuz sorumluluk ilkesi uygulanmıştır. Sonuç olarak, resmî ataması olmayan ancak görevi başında olan kişilerin de Kanun kapsamında korunduğu kabul edilmiş ve bu yönüyle kararlaştırılmıştır.
Danıştay 10. Dairesi, 27.04.2011 (E:2011/37, K:2011/1621) Kararı
Bu davada, TCDD Ankara Garı’nda sözleşmeli güvenlik görevlisi olarak çalışan bir kişinin darp edilerek yaralanması olayı söz konusudur. Olay, gar önünde bir mitinge katılan işçiler tarafından yaşanmış; başvuran, 2330 sayılı Kanun kapsamında tazminat talep etmiş ancak nakdi tazminat komisyonu talebi reddetmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, sözleşmeli personelin Kanun kapsamında tazminat alıp alamayacağı ve bu yaralanmanın “görev riskine bağlı” sayılıp sayılamayacağı üzerinedir. Danıştay bu olayda, güvenlik görevlisinin darp edilmesiyle yaralanmasının da mesleki risk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini tespit etmiştir. Kararda, “sözleşmeli personele ilişkin mesleki risk ilkesi kabul edilmiş ve kanun kapsamı içerisinde değerlendirilmiştir” ifadeleri yer almaktadır. Yani hukuki değerlendirmede, Kanun’un 1. maddesi uyarınca mesleki tehlike kapsamına giren bir görev sonucu oluşan zarar olarak görmüştür. Bu nedenle başvurunun reddine yönelik idari işlem iptal edilerek, davacıya nakdi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Sonuç itibarıyla, geçici ve sözleşmeli güvenlik görevlilerinin de 2330 kapsamına dahil olduğu ve yaralanmaları halinde tazminat alabileceği yönünde içtihat geliştirilmiştir.

Danıştay 10. Dairesi, 28.06.2022 (E:2021/6447, K:2022/3612) Kararı
Burada, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde göreve hazırlanırken bir çatışma bölgesinde meydana gelen ateşli yaralanma olayı incelenmiştir. Bölge İdare Mahkemesi, yaralanan kişinin kamu görevlisi sıfatının etkili olduğunu ve bu nedenle kusursuz sorumluluk (mesleki risk) ilkesiyle tazmin edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Davacı taraf masum ve yaralanmanın göreve bağlı olduğu, bu yüzden tazminatın ödenmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak Danıştay, olaya ilişkin yapılan incelemede atılan merminin kaynağının tespit edilemediğini, ayrıca yaralanma ile görevin herhangi bir bağlantısının bulunmadığını vurgulamıştır. Hukuki değerlendirmede, olayın bir terör eylemi olduğu ve meydana gelen zararın sosyal risk ilkesi gereğince topluma yüklenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Kanun maddeleri olarak 2330 sayılı Kanun’un görevliliğe ilişkin tanımları ile ilke hükümlerine atıfta bulunulmuştur. Sonuçta Danıştay, tazminat ödemesi kararı veren Bölge Mahkemesi kararını bozmuş; güvenlik görevlisi olmayan sivilin terör eyleminden zarar görmesinin 2330 kapsamı dışında olduğu sonucunu vurgulamıştır. Karar, 2330 sayılı Kanun’un dar kapsamlı uygulama alanı olduğunu teyit ederek, özellikle güvenlik görevleri dışındaki olayların Kanun kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini belirtmesi bakımından önem taşımaktadır.
Danıştay 11. Dairesi, 20.02.2018 (E:2016/435, K:2018/971) Kararı
Bu davada, 1991’de terör örgütü tarafından öldürülen kişinin eşi, 2004 yılında tazminat başvurusunda bulunmuş, ret yanıtını takiben 2011’de yeniden başvurmuştur. Uyuşmazlık, on yıllık zamanaşımı içinde yapılması gereken müracaatın süresi geçtikten sonra yapılmış olması üzerinedir. İlk derece mahkemesi işin esasına girerek iptal kararı vermiş, ancak Danıştay bu kararı hatalı bulmuştur. Danıştay’a göre, ölüm olayının 1991’de gerçekleştiği göz önüne alınırsa on yıllık genel zamanaşımı süresi çoktan dolmuştur; bu sürenin geçmesi halinde başvurunun zaman aşımına uğradığı açık olduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerekir. Kararda, İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 13. maddesine atıfla, hükmün emredici olduğuna vurgu yapılmış ve idare mahkemesi kararının usulen uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Yani hukuki değerlendirmede, 2330 sayılı Kanun’da ayrı bir dava süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu’ndaki genel 10 yıllık zamanaşımı kriterine uyulması gerektiği vurgulanmıştır. Bu karar, idare mahkemelerince Kanun kapsamındaki başvurularda zamanaşımı sürelerine riayet edilmesi gereğini pekiştiren bir içtihat örneğidir.
Danıştay 12. Dairesi, 17.06.2021 (E:2019/7790, K:2021/4075) Kararı
Bu kararda da yine tazminat isteminin süreye tabi olup olmadığı tartışılmıştır. Danıştay, 2330 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikte bu konuda açık bir başvuru şartı veya süre öngörülmediğini belirtmiştir. Bu husus, 2330 sayılı Kanun’un 3. maddesindeki hükümler ve yönetmelik hükümleri gereği başvuru için özel bir süre olmadığının vurgulanmasına dayanır. Buna göre, tazminat talebinde bulunmak isteyenler, genel zamanaşımı süresi (10 yıl) içinde başvuru yapmalı, aksi halde talepleri reddedilmelidir. Kararda, “Kanun’da ve yönetmelikte ilgililerin nakdi tazminattan yararlandırılmaları için başvuru süresi öngörülmediğinden” sonuç vurgulanmıştır. Özetle Danıştay, 2330 kapsamında aksi açıkça düzenlenmediği için genel zamanaşımı kurallarının uygulama bulması gerektiğine karar vermiştir. Bu içtihat, Kanun’da özel bir dava veya başvuru süresi olmamasının uygulamada nasıl anlaşılması gerektiğini açıklayan önemli bir örnektir.
Danıştay 10. Dairesi, 19.02.2003 (E:2001/627, K:2003/525) Kararı
Bu kararda, Kanun kapsamındaki başvuruların usulüne ilişkindir. Davacı, tazminat talebini bir nakdi tazminat komisyonuna sunmak yerine İdari Yargılama Usul Kanunu kapsamında değerlendirilmesi üzerine reddedildiğini iddia etmiştir. Danıştay, 2330 sayılı Kanun uyarınca nakdi tazminat istemlerinin öncelikle ilgili komisyonda incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak bu suretle reddedilen başvuru için açılan iptal davasında, İdare Mahkemesi’nin komisyon yerine genel usul hükümlerine göre işlem yaparak zamanaşımına dayanılarak davayı reddetmesi usulen hatalı görülmemiştir. Yani hukuki değerlendirmede Danıştay, idare mahkemesinin usule ilişkin gerekçeyle iptal kararında haklı olduğuna hükmetmiştir. Sonuç: Danıştay, komisyonda işlem yapılmadan yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemi usulden iptal eden mahkeme kararını onamıştır. Bu karar, 2330 kapsamındaki usul kurallarına riayet edilmemesinin nasıl ele alınacağı konusunda içtihadi bir örnektir.
Danıştay 10. Dairesi, 16.06.2006 (E:2004/11864, K:2006/3978) Kararı
Bu kararda, geçici köy korucusu olarak görev yapan bir kişinin kaza sonucu ölümü sonrası düzenlenen “Durum Belgesi” hakkında açılan iptal davası bulunmaktadır. Ölenin murisi, “Durum Belgesi” düzenlenmesine karşı idari davada iptal kararı almış, Van İdare Mahkemesi ise işlemin reddine karar vermiştir. Danıştay, Durum Belgesi’nin idari işlemin hazırlık aşamasında olduğu; 2577 sayılı Kanun’un 15/1-b maddesi uyarınca idare mahkemesinde dava açılamayacağını onamıştır. Kararda, “Durum Belgesi’nin nakdi tazminat ödenmesi konusunda idarenin hazırlık işlemleri niteliğinde bir belge” olduğuna ve bu nedenle dava konusu işlem olarak nitelenemeyeceğine işaret edilmiştir. Sonuç olarak, idare mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmüş, tazminat talebi yönünden davanın reddi onanmıştır. Bu karar, görev sırasında ölüm olaylarında hazırlık belgelerinin nihai işlem sayılamayacağını, dolayısıyla yargı yoluna başvurulamayacağını gösteren önemli bir emsal teşkil etmektedir.
Danıştay 12. Dairesi, 08.02.2022 (E:2021/5351, K:2022/348) Kararı
Bu davada, trafik kazası sonucu yaralanan bir polis memuruna ilişkin karar verilmiştir. Olayda, davacının devriye dönüşünde geçirdiği kaza sonucu yaralandığı sabit bulunmuştur. İdari merciler tazminat talebini reddetmiştir. Danıştay kararı, kazanın göreviyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulamıştır. Kararda, “davacının trafik kazası sonucu yaralanmasının göreviyle ilgili ve görevi sırasında meydana geldiği açık olduğundan, kusuru olup olmadığına bakılmaksızın 2330 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği” ifade edilmiştir. Sonuçta, daha önce reddedilen başvuruya ilişkin işlem iptal edilmiş ve nakdi tazminat talebinin kabulü gerektiği vurgulanmıştır. Bu içtihatta, görev dönüşü meydana gelen kazalarda bile 2330 kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiş, dolayısıyla kusur şartının aranmaması gerektiği kaydedilmiştir.
Danıştay 12. Dairesi, 22.03.2022 (E:2020/2811, K:2022/1333) Kararı
Bu kararda, 18/11/2006 Şemdinli-Tekeli operasyonu sırasında görevli bir geçici köy korucusunun talebi konu edilmiştir. Başvuru sahibi, Köy Korucusu olduğu görev sırasında (keşif faaliyetinde) kalp krizi geçirerek ölmüştür. Murisler nakdi tazminat ve aylık bağlanması istemiş; ancak Hakkari Valiliği hak sahibi kurum olarak Sosyal Güvenlik Kurumu yerine davacıların müracaatını reddetmiştir. Danıştay, 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlama yetkisinin SGK’ya ait olduğuna işaret etmiş ve Hakkari Valiliği’nin yetkisiz olduğunu belirtmiştir. Kararda, SGK’yı davaya taraf yapmadan hüküm kurmanın usulen hatalı olduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle Danıştay 12. Dairesi, Hakkari Valiliği aleyhine verilen kararı bozmuş, davanın SGK’nın da tarafı olduğu biçimde görülmesini istemiştir. Karar, tazminat ve aylık bağlama yetkisinin 2330 kapsamında nasıl tahsis edildiğini ortaya koyması bakımından önemlidir.
AYİM 3. Dairesi, 18.09.2008 (E:2008/382, K:2008/1065) Kararı
Bu Yüksek Askerî İdare Mahkemesi kararında, barış dönemi güven ve asayiş görevinde kullanılan bir aracın garajdan çıkışında meydana gelen kaza incelenmiştir. Olayda, koruma polisi bir kazada yaralanmış; davacı, göreviyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle 2330 kapsamından yararlanmak istemiştir. Danıştay ve AYİM içtihadına göre, bu kaza “barışta güven ve asayişin korunması eylemi ile ilgili bulunmadığı” gerekçesiyle tazminat kapsamı dışında değerlendirilmiştir. Yani hukuki değerlendirmede, 2330 sayılı Kanun’un amacı ve kapsamı gözetilerek olayın niteliği tespit edilmiştir. Karar, idari mahkemenin yasaya uygun bulunarak hükmün bozulmasıyla sonuçlanmıştır. Bu içtihat, araç kazalarının sivil asayiş görevi kapsamında kabul edilemeyeceğini, ancak görev ilişkili diğer kazaların farklı olabileceğini ortaya koyması açısından önemlidir.
AYİM 3. Dairesi, 10.06.2010 (E:2010/881, K:2010/745) Kararı
Bu kararda, Hakkari-Şemdinli bölgesinde, bir operasyon faaliyeti sırasında meydana gelen ölüm olayı değerlendirilmiştir. Olayda, vazife malulü bir jandarma personeli operasyon bölgesinde kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Yüksek Askerî İdare Mahkemesi kararında, ölen kişinin görevinin “terörle mücadele”ye yönelik bir operasyon olduğuna ve bu görevin devlet, toplum ve mallarına yönelik tehlikeleri önlemeye yönelik olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu nedenle, 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kalp krizi sonucu ölenin vazife malulü sayılıp sayılamayacağı noktasındadır. Danıştay ve AYİM, görevin stres ve heyecanıyla gelişen ölüm olayını görev etkisiyle bağlantılı kabul ederek aylık bağlanmasına hükmetmiştir. Hukuki değerlendirmede, 2330 sayılı Kanun’un tanımındaki “görev malullüğü” kavramı dikkate alınmış, ölümün görevle illiyeti kabul edilmiştir. Bu karar, görev sırasında meydana gelen ölüm olaylarında hiçbir zararın göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulaması bakımından içtihatta önem taşımaktadır.
Sonuç
Askeriyede görevi başında yaralanan veya hayatını kaybeden personelin maddî zararı, ülke menfaatleri uğruna üstlenilen bu özverili görev nedeniyle devletçe karşılanmaktadır. TSK personeli, görevi esnasındaki her türlü yaralanma veya sakatlık hâlinde kusursuz sorumluluk ilkesi ile korunur; yani idarenin kusuru aranmaz ve tazminat hakkı doğar. Bu haktan yararlanmak için olayın vakit kaybetmeden ilgili birimlere bildirilmesi ve gerekli idari prosedürlerin (ilişik kesme, sağlık kurulu raporları vb.) tamamlanması gerekir. Başvuru veya dava yoluyla ödenen nakdi tazminat, görev malullüğü aylığı gibi diğer sosyal güvenlik yardımlarıyla birlikte ailelere önemli destek sağlar. Askerî personel ve hak sahipleri, kanunda öngörülen süre ve şartlara dikkat ederek haklarını aramalı, hak kaybına uğramamak için süreci titizlikle takip etmelidir.





