Hizmet Dışında Resmi Sıfatının Gerektirdiği Saygınlığı ve Güven Duygusunu Sarsacak Eylem ve Davranışlarda Bulunmak

Hizmet Dışında Resmi Sıfatının Gerektirdiği Saygınlığı ve Güven Duygusunu Sarsacak Eylem ve Davranışlarda Bulunmak

Kamu görevini üstlenen bireylerin yalnızca mesai saatleri içerisinde değil, hizmet dışında da taşıdıkları resmî sıfatın sorumluluğunu göz ardı etmeksizin hareket etmeleri anayasal düzenin ve kamu yönetimi etiğinin bir gereğidir. Özellikle kolluk personeli olarak görev yapan askerî personel ve polis memurları açısından, kamuya olan güvenin tesisi ve sürdürülmesi doğrudan bireysel tutum ve davranışlarla ilişkilidir. Bu nedenle, “hizmet dışında resmî sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak” disiplinsizliği hem mevzuatta açıkça tanımlanmış hem de yargı kararlarıyla hukuki sınırları çizilmiştir.

7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun kapsamında yer verilen bu düzenleme, görevli personelin mesai dışında da mesleğinin onurunu koruma yükümlülüğü bulunduğunu hüküm altına alır. Aynı doğrultuda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinde yer alan hükümlerle birlikte değerlendirildiğinde, bu disiplin suçu; mesleki itibarla bağdaşmayan, toplumun kamuya olan güvenini zedeleyen ve kamu hizmetinin tarafsızlığına gölge düşürecek davranışlara karşı yasal yaptırımların öngörüldüğü bir alandır. Polis memurunun ya da askerî personelin, görevi dışındaki yaşamında dahi resmî sıfatına halel getirecek şekilde hareket etmesi, disiplin hukukunun müdahale alanına girebilmektedir.

Bu ihlalin yaptırımı, ilgili kanun çerçevesinde kısa süreli durdurma cezası olup, Emniyet Genel Müdürlüğü personeli için 4, Jandarma ve Sahil Güvenlik mensupları için 5 disiplin puanı olarak karşılık bulur. Ancak uygulamada sorun yaratan temel husus, hangi eylemlerin bu kapsama gireceğinin sınırlarının kanun metninde açıkça sayılmamasıdır. Örneğin, kamu görevlisinin gece eğlence yerlerinde uygunsuz davranışlarda bulunması ya da alkol etkisi altında kamuoyuna açık alanlarda görülmesi gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilebilir. Yine de her somut olay kendi özelinde değerlendirilmek zorundadır; zira aynı davranış, bir olayda görev etiğini zedeleyici kabul edilirken, bir diğerinde özel hayatın sınırları içinde kalabilir.

Disiplin hukuku bakımından bu fiilin yaptırıma konu edilmesindeki esas gaye, kamu hizmetinin toplum nezdindeki itibarı ve güvenilirliğinin korunmasıdır. Dolayısıyla burada esas alınan ölçüt, eylemin kamu görevlisinin görevinin icrasını ne ölçüde etkilediği ve kamu vicdanında nasıl yankı bulduğudur. Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda verdiği çeşitli kararlar, özellikle kolluk kuvvetlerinin yaşam biçimlerinin sıradan bireylerden daha sıkı sınırlarla çevrelendiğine işaret etmektedir. Askeri personelin veya Polis memurunun evliliğinde yaşadığı şiddet vakasında, mahkeme eylemin özel alanda gerçekleşmesine karşın mesleki saygınlığı doğrudan zedelediği gerekçesiyle disiplin cezasını orantılı ve yerinde bulmuştur.

Ancak her vakada bu yaklaşım geçerli değildir. Danıştay’ın yerleşik kararları, kamu görevlilerinin özel hayatına dair alanlarda yapılan disiplin değerlendirmelerinin, kamu hizmetiyle doğrudan ilişkilendirilmeden ceza ile sonuçlanmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını vurgulamaktadır. Özellikle meslek hayatıyla ilgisi kurulamayan, kişisel tercihlere dayalı davranışların doğrudan disiplin cezasına konu edilmesi; Anayasa’nın özel hayatın gizliliği ve korunması ilkesi ile çatışma yaratmaktadır. Danıştay, bu gibi durumlarda disiplin cezası verilmesinin hukuka aykırı olacağı kanaatindedir.

Bu nedenle, “hizmet dışında resmî sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak” disiplin suçuna ilişkin değerlendirme yapılırken, yalnızca davranışın niteliği değil, aynı zamanda bu davranışın kamu hizmeti üzerindeki etkisi, kamu görevlisinin görevini yerine getirmedeki ehliyeti ve toplumun bu eylemi nasıl algıladığı gibi unsurlar birlikte göz önünde bulundurulmalıdır. Ceza verilecekse dahi bunun ölçülü, orantılı ve gerekçeli olması; hem Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri koruma işlevi hem de disiplin hukukunun kamu hizmeti üzerindeki düzenleyici rolü açısından zorunludur.

Sonuç itibarıyla, askerî ve emniyet personelinin görev dışında gerçekleştirdiği davranışların disiplin hukuku kapsamında değerlendirilmesi, çok hassas ve dikkatli bir hukuki denge gerektirir. Disiplin cezaları, yalnızca kamu hizmetini sekteye uğratacak, mesleki itibar ve güveni zedeleyecek nitelikteki eylemler için gündeme getirilmeli; bunun dışındaki her türlü müdahale ise hukuk devleti ilkesi doğrultusunda temel hakları ihlal etmeyecek biçimde sınırlandırılmalıdır. Bu bağlamda, kolluk personelinin bireysel yaşamında sergileyeceği tutumun, yalnızca kendi kişisel itibarı değil, temsil ettiği kurumsal yapının da itibarı açısından doğrudan sonuç doğurabileceği asla göz ardı edilmemelidir.