Özel Güvenlik Kimlik Kartı İptali: HAGB Kararının Etkisi ve Anayasa Mahkemesi Kararı
Özel güvenlik kartı iptali, HAGB kararları ve Anayasa Mahkemesi düzenlemeleri özel güvenlik görevlilerinin mesleki haklarını doğrudan etkiliyor. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, cezanın hukuki sonuç doğurmamasını esas alan özel bir yargısal mekanizma olarak değerlendirilmekte ve bu yönüyle özel güvenlik görevlilerinin çalışma izinleri bakımından tartışmalı bir alan yaratmaktadır. HAGB kararı verildiğinde, kişi hakkında hüküm hukuken kurulmuş olmakla birlikte açıklanmadığı için adli sicile işlenmemekte, yalnızca arşiv kayıtlarında sınırlı bir süre görünmektedir. Bununla birlikte, özel güvenlik görevlilerinin tabi olduğu 5188 sayılı Kanun’un suç işleme geçmişine ilişkin düzenlemeleri, bazı hallerde HAGB’nin uygulamada fiili bir engel teşkil edip etmeyeceği konusunda tereddüt yaratmaktadır. Kanunda özellikle yüz kızartıcı suçlar, devlet güvenliğine ilişkin suçlar veya ağır ceza gerektiren fiiller bakımından açık yasaklar öngörülmüş olup, bu yasakların HAGB kararı verilmiş olsa dahi idari bir değerlendirme sürecinde dikkate alınabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle, HAGB’nin “mahkûmiyet” sayılmaması her durumda çalışma izninin verileceği anlamına gelmemekte, idarenin güvenlik soruşturması ve arşiv taraması kapsamında yaptığı değerlendirme önemini korumaktadır.
İçerikler
ToggleÖzel Güvenlik Kartı İptali HAGB Bağlamında İdarenin Takdir Yetkisi
Özel güvenlik kartı iptali HAGB kararı ile ilişkilendirildiğinde idarenin takdir yetkisini hangi kapsamda kullanabileceği konusu ayrı bir önem taşımaktadır. Kanun, özel güvenlik görevlilerinin güvenilir, kamu düzeni bakımından sakınca yaratmayan ve suça meyilli olmayan kişilerden seçilmesini amaçlamaktadır. Bir kişi hakkında HAGB verilmiş olması, cezanın sonuç doğurmamasını sağlarken, suça ilişkin bir fiilin işlendiğini ortadan kaldırmamaktadır. İdare, bu durumun güvenlik hizmetinin niteliği gereği kamu güvenliği bakımından risk teşkil edip etmediğini değerlendirme yetkisine sahiptir. Ancak bu yetkinin kullanılması sınırsız değildir; her idari takdir gibi hukuka uygun kullanılması, ölçülülük, somutluk ve gerekçelendirme ilkelerine bağlı olması gerekir. Dolayısıyla yalnızca HAGB kararı verilmiş olması tek başına iptal sebebi olarak gösterilemez; idarenin, söz konusu fiilin görevin niteliğiyle bağlantısını açıkça ortaya koyması zorunludur.
HAGB Kararının Adli Sicil ve Arşiv Kayıtları Üzerindeki Etkisi
Özel güvenlik görevlileri için yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, kişinin adli geçmişine ilişkin tüm kayıtların idare tarafından görülmesine imkân tanımaktadır. HAGB kararı adli sicile işlenmese de arşiv kaydında görünmeye devam ettiği için idarenin bu bilgilere ulaşabileceği açıktır. Arşiv kaydının varlığı, idareye değerlendirme yapma imkânı sunmakla birlikte, bu değerlendirmenin tek başına arşiv kaydına dayanarak olumsuz sonuçlandırılması hukuka aykırılık oluşturabilir. Çünkü HAGB kararı, iyi hâl süresi başarıyla tamamlandığında tamamen ortadan kalkmakta ve kişi hiç hüküm giymemiş gibi kabul edilmektedir. Bu hukuki sonuç, özel güvenlik görevlileri bakımından da dikkate alınmalı; idarenin kararları şartlı bir mahkûmiyete dönüşmeyen ve ileride kendiliğinden düşecek bir kararı mutlak engel gibi yorumlamamalıdır. Bu nedenle arşiv kaydının varlığı, ancak somut risk analizi yapıldığında ve idari karar bu analizle desteklendiğinde hüküm doğurabilir.
Yüz Kızartıcı Suçlar ve HAGB Bağlamında Uygulanan Kriterler
Özel güvenlik kartı iptaline konu edilen suçların önemli bir kısmını yüz kızartıcı suçlar oluşturmaktadır. Bu suçlar, kamu güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olmaları nedeniyle özel güvenlik görevlilerinin çalışma izinleri bakımından en sık karşılaşılan engellerden biridir. HAGB kararı yüz kızartıcı bir suç nedeniyle verilmişse, idarenin değerlendirmesi daha katı olabilmekte ve kamu güvenliği gerekçesiyle çalışma izninin verilmemesi veya mevcut iznin iptal edilmesi yönünde karar alınabilmektedir. Bu noktada uygulanması gereken temel ilke, HAGB’nin mahkûmiyet olmadığı, dolayısıyla yasa koyucunun açıkça yasaklamadığı durumlarda idarenin genişletici yorum yapamayacağıdır. Eğer suç açıkça 5188 sayılı Kanun kapsamındaki mutlak yasaklı suçlar arasında değilse ve HAGB kararı dışında kişinin istihdamı bakımından olumsuz başka bir veri yoksa, idarenin iptal işlemi hukuki denetime açık olacaktır. Yargı mercileri de bu tür uyuşmazlıklarda çoğunlukla somut olay incelemesini esas almakta ve idarenin takdir yetkisini geniş yorumlamasını hukuka aykırı bulabilmektedir.
HAGB Kararının Özel Güvenlik Kimlik Kartına Etkisinin Yargısal Denetimi
Özel güvenlik kimlik kartına ilişkin idari işlemler, yargısal denetime tabi olup, HAGB kararının etkisinin sınırı çoğu kez idari yargı kararlarıyla netleşmektedir. Yargı mercileri, HAGB’nin mahkûmiyet niteliği taşımadığını ve idarenin bir kişiyi yalnızca bu karara dayanarak özel güvenlik görevinden uzaklaştırmasının hukuka uygun olmadığını vurgulayan birçok karar vermiştir. Buna karşılık, HAGB’ye konu fiilin niteliği, işlenme şekli ve özel güvenlik görevinin uygulanacağı alanın özellikleri dikkate alındığında, bazı kararlar idari işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle yargısal denetimde belirleyici olan, HAGB kararının varlığı değil, fiilin görevin ifasına etkisi, kamu güvenliğiyle ilişkisi ve idarenin değerlendirmesinin somut gerekçelerle desteklenip desteklenmediğidir. Yargı, gerekçesiz bir takdir yetkisi kullanımını kabul etmemekte; iptal davalarında çoğu kez kamu hizmetinin gereklilikleri ile bireyin çalışma hakkı arasında makul denge gözetmektedir.
Güvenlik Soruşturması, Arşiv Araştırması ve HAGB İlişkisi
Özel güvenlik görevlilerinin çalışma izinlerinin verilmesinde güvenlik soruşturması sonuçları belirleyici bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu süreçte elde edilen veriler arasında kişinin karıştığı olaylar, soruşturma kayıtları, arşivde bulunan bilgiler ve toplum güvenliği açısından risk kabul edilebilecek tespitler yer almaktadır. Bu nedenle HAGB kararı verildiğinde de fiilin içerdiği özellikler güvenlik soruşturması kapsamında idareye yansımakta ve değerlendirme süreci bu bilgiler ışığında şekillenmektedir. Ancak bu süreçte, idarenin keyfî davranmaması ve her bireyin çalışma hakkının korunması temel kuraldır. Bu sebeple idarenin, olayın tarihini, koşullarını ve kişinin daha sonraki davranışlarını dikkate almadan sadece HAGB kararına dayanarak olumsuz değerlendirme yapması hukuki açıdan savunulabilir bir uygulama değildir. Bu yaklaşım, özel güvenlik görevlilerinin meslek hayatlarının tek bir arşiv kaydına indirgenmeyeceği ve kişisel gelişimin hukuki değer taşıdığı anlayışını da pekiştirmektedir.
HAGB’yi düzenleyen 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi ve söz konusu düzenlemeyi yorumlayan Yargıtay içtihatlarından da anlaşıldığı üzere hüküm sanık hakkında herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Yargıtay içtihadında, yapılan yargılamanın geçici bir süre askıda kaldığı ve bu süresi boyunca yargılanan kimsenin sanık sıfatı devam etse bile hiçbir şekilde hükümlü sayılmayacağı belirtilmiştir.
HAGB Kararının Özel Güvenlik Görevinin Niteliğiyle İlişkilendirilmesi
Özel güvenlik görevi, kamu güvenliği ve düzeninin korunmasına yardımcı olan, yüksek dikkat ve özen gerektiren bir görevdir. Bu nedenle görevlilerin kişisel geçmişi, davranış kalıpları ve hukuka uyum derecesi idarenin doğal inceleme alanı içindedir. HAGB kararı verilen bir fiilin özel güvenlik görevinin icrasıyla doğrudan ilişkili olup olmadığı, idarenin değerlendirmesinde belirleyici faktörlerden biridir. Fiilin görev sırasında işlenmiş olması, şiddet içerikli veya güvenlik hizmetinin niteliğiyle bağdaşmayan bir davranışı içermesi durumunda idarenin daha sıkı değerlendirme yapması mümkündür. Buna karşılık fiil ile görevin icrası arasında somut veya makul bir ilişki yoksa, HAGB kararı, güvenlik kartının iptali bakımından tek başına yeterli hukuki gerekçeyi oluşturmayacaktır. Bu yaklaşım hem hukuki güvenlik ilkesinin hem de kamu hizmetinin nitelikli yürütülmesi gerekliliğinin bir yansımasıdır.
Özel Güvenlik Kimlik Kartı Verilmemesi Olayı- Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
Anayasa Mahkemesi, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 10/D/3 maddesini iptal ederek özel güvenlik görevlilerinin kimlik kartlarının iptali konusunda önemli bir değişiklik getirmiştir. Söz konusu maddeye göre, uyuşturucu madde kullanımı nedeniyle hakkında devam eden yargılaması olan kişiler özel güvenlik görevlisi olamıyordu. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 24 Eylül 2024 tarihli kararı ile bu düzenleme iptal edilmiş ve kararın resmi gazetede yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Bu durum, HAGB veya KDAE kararı nedeniyle soruşturma süreci devam eden kişilerin artık özel güvenlik mesleğini ifa edebilmesine imkân tanımaktadır.
Kararın gerekçesinde, özel güvenlik görevlilerinin görevlerinin niteliği ve kamu güvenliğine katkıları gözetilerek, mesleğe erişimdeki sınırlamaların ölçüsüz olmaması gerektiği vurgulanmıştır. Anayasa’nın 13., 48. ve 49. maddeleri çerçevesinde çalışma özgürlüğünün korunması gerektiği, özel güvenlik görevlisi kimlik kartlarının iptalinin, yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyetlerin varlığında uygulanabileceği belirtilmiştir. Mahkeme, soruşturma veya kovuşturma süreci devam eden kişilere doğrudan kart iptali yoluyla meslekten mahrumiyet uygulanmasının ölçüsüz bir sınırlama olduğunu saptamıştır.
Bu karar ile birlikte, HAGB ve benzeri adli kararların özel güvenlik kartı üzerinde otomatik iptal etkisi kalıcı olarak kaldırılmıştır. Karar, hem mevcut çalışanların haklarını korumakta hem de özel güvenlik sektörüne yönelik düzenlemenin hukuka uygun ve adil olmasını sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi kararı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından örnek teşkil eden bir düzenleme olarak yorumlanmaktadır.





