Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personelinin Yaralanma Sebebiyle Nakdi Tazminat Hakkı

Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, görevleri esnasında meydana gelebilecek fiziksel zararlara karşı çeşitli yasal korumalara sahiptir. Görevi sırasında yaralanan bir asker veya bu yüzden hayatını kaybeden askerin ailesi, 2330 sayılı Kanun kapsamında nakdi tazminat almaya hak kazanır. Ayrıca, görev nedeniyle ağır malul kalanlar sosyal güvenlik kapsamında “vazife malullüğü aylığı” bağlanması bakımından öncelikle korunurlar (5510 sayılı Kanun). Terörle mücadele ya da iç güvenlik operasyonları sırasında yaralananlar için ise 3713 sayılı Kanun ek haklar getirir. Bu düzenlemeler askerî personelin görevi nedeniyle ortaya çıkan mağduriyetlerini telafi etmeyi amaçlar.

Kapsamdaki Askerî Personel

Bu tazminat haklarından yararlanabilecekler açıkça yasada tanımlanmıştır. Şöyle özetlenebilir:

  • Görevdeki subay, astsubay, uzman çavuş, uzman erbaş, sözleşmeli er ve erbaş gibi profesyonel askerler.
  • Yedek subay ve erbaş-er (zorunlu askerlik hizmetindekiler) ile harp okulu öğrencileri gibi askerî eğitimini sürdürenler.
  • Görev esnasında veya görev nedeniyle yaralanan veya şehit olan bu personelin kanunen belirlenmiş hak sahipleri (eşi, çocukları, ebeveynleri vb.) de tazminat talep edebilir.

Kanun kapsamında aranan temel şart, yaralanmanın veya ölümün “görev” ile bağlantılı olmasıdır. Örneğin, bir operasyon sırasında uğranan yaralanma veya tatbikatta düşme sonucu meydana gelen sakatlık tazminat kapsamındadır. Ancak askerin görevle ilgisi kesildiği durumlarda veya özel hayatına dair nedenlerle oluşan yaralanmalarda bu hak doğmaz. Örneğin resmi izinli gittiği sırada başına gelen bir kaza devlet tazminatı kapsamına girmez. Yasal düzenlemeler, kamu görevi dolayısıyla gerçekleşmeyen zararları tazminat dışı bırakmıştır.

Hanka Whatsapp
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personelinin Yaralanma Sebebiyle Nakdi Tazminat Hakkı

Kusursuz Sorumluluk İlkesi

TSK personeli tazminat hakkı bakımından “kusursuz sorumluluk” ilkesine tabidir. Yani meydana gelen zararın asker veya görevlinin kendi hatasıyla (kasıt, ağır ihmal gibi) ortaya çıkmış olması tazminatı ortadan kaldırmaz. Adeta bir güvence gibi, görevin getirdiği tüm riskler devlet tarafından üstlenilir. Bu nedenle asker, kaza veya çatışma sonucu yaralansa da aleyhine kusur aranmaksızın maddî tazminat talep edebilir. Bu kapsamda zararın maddî boyutu karşılanırken, şiddetli olayların manevi etkileri için ayrı bir manevi tazminat davası da açılabilir. Ancak burada asıl olan nakdi tazminat davasıdır.

Vazife Malullüğü Aylığı ve Diğer Haklar

Askeriyede yaralanan bir personelin hakları sadece bir defaya mahsus tazminat ödemesi ile sınırlı değildir. Ağır maluliyet hâlinde vazife malullüğü aylığı bağlanır. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 5510 sayılı Kanunu, görevi sırasında sakatlanan personele aylık bağlanmasını düzenler. Görevi nedeniyle malul sayılan personele çalışma gücü kaybı oranına göre bir aylık ödenir; bu aylık sonradan SGK tarafından hizmet kesintileri de giderilerek maaşa eklenir. 2330 sayılı Kanun kapsamında vazife maluliyeti aylığı %25 ek ödeme ile ödenir. Ayrıca, görev sırasında öldürülen askerlerin eş ve çocukları için ölüm aylıkları gibi sosyal güvenlik hakları da kanunda yer alır.

Ek Ödemeler: Ayrıca askerî personelin malul sayılması durumunda ek ödeme, engellilik indirimi veya vergi avantajı gibi ayrı düzenlemelerden de yararlanma imkânı vardır. Örneğin malul sayılan askerlere devlet tarafından ilave bir ücret veya tütün ikramiyesi ödenebilmektedir. Bu ek ödemeler devletin askerî personeli görev nedeniyle koruma amacını pekiştiren unsurlardır.

Hak Sahipleri ve Mirasçılar

Görev nedeniyle yaralanan asker kendisi tazminat alabileceği gibi, eğer ağır yaralanma nedeniyle hizmete devam edemeyecek durumda ise hak sahibi olarak da aylık talep edebilir. Hayatını kaybeden askerin kanuni mirasçıları ise hem aylık hem tazminat haklarına kavuşur. Yasal mirasçılar genellikle eş, çocuklar, bakmakla yükümlü anne-baba gibi yakınlardır. Ölen asker için kanunda belirlenen tutarlar bu kişiler arasında paylaştırılır.

Uygulamada Karşılaşılan Durumlar

Uygulamada en sık rastlanan durum, operasyonda yaralanan veya göreviyle bağlantılı bir kazada malul olan personele tazminat ve aylık bağlanmasıdır. Örneğin bir terör saldırısında yaralanan veya çatışmada elini kaybeden bir uzman çavuş, 3713 sayılı Kanun kapsamında önce harp malullüğü aylığına ve nakdi tazminata hak kazanabilir. Bir tatbikat sırasında düşen bir uzman çavuş ise 2330 sayılı Kanun kapsamında tazminat alır ve SGK’dan vazife maluliyeti aylığı bağlanır.

Bazen askerî olaylarla doğrudan ilgisi olmayan kazalar tartışma konusu olur. Örneğin nöbet dönüşünde trafik kazası geçiren bir asker, kazanın görev nedeniyle meydana gelip gelmediği bakımından değerlendirilir. Eğer askerî görev gereği kullanılan bir araç içinde kaza olduysa sorumluluk doğabilir. Ancak izinli iken sivil araçla kaza yapan bir asker için nakdi tazminat hakkı genellikle tanınmaz. Bu tür durumlar da idari süreçte ve mahkemede ele alınırken görev bağlantısı titizlikle incelenir. Ancak bir dosyada, izne gönderilen ve yol masrafları karşılanan askerin eve gidiş sırasında geçirdiği kazadan idare tazminatla sorumlu tutulmuştur. Çünkü Er-Erbaşlar için idarenin sorumluluğu bakımından daha geniş bir yorum hakimdir. Ancak çarşı izninde kendisine araba çarpan erbaş için idare sorumlu görülmemiştir.

Diğer yandan, özür durumu (günlük ihtiyaçlar, intihar girişimi vb.) askerî malullükten sayılmaz. Kanunlarda, askerlik yükümlülüğüne aykırı olarak ve meşru olmayan şekilde sebep olunan yaralanmalar kapsam dışıdır. Örneğin görev öncesi kötü niyetle kendini yaralayan veya talimat dışı hareketler sonucu sakatlanan bir personel için vazife malullüğü kabul edilmez. Detaylı bilgi için askeri ceza avukatı sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

2330 Sayılı Kanun’un Sistematiğinde İdari Yükümlülük ve Tazminat Ölçütleri

2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, askerî personelin görev sırasında uğradığı zararları karşılamayı amaçlayan özel bir düzenleme niteliğindedir. Kanun’un sistematiği incelendiğinde, nakdi tazminatın yalnızca bir defaya mahsus ödeme ile sınırlı olmadığı, aynı zamanda görev ilişkisi içerisindeki tüm zarar kalemlerinin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu noktada idareye düşen yükümlülük yalnızca maddi ödeme değil, aynı zamanda mağduriyetin kapsamlı biçimde tazminini sağlayacak hukuki sürecin işletilmesidir.

2330 sayılı Kanun’un 3. maddesi, tazminatın ne ölçüde verileceğine dair somut kriterler öngörmüştür. Ancak bu ölçütlerin mahiyeti kadar, uygulamadaki yorumu da büyük önem arz eder. Kanun, ölüm, ağır malullük ve diğer maluliyet hâlleri için farklı katsayılar belirlemiş, ancak bu katsayıların hangi koşullar altında uygulanacağını açıklarken, idarenin takdir yetkisini değil, yükümlülüğünü esas almıştır. Dolayısıyla tazminat talepleri değerlendirilirken, idarenin bu oranları uygulama zorunluluğu vardır.

Örneğin, ölüm hâlinde ödenecek tutarın en yüksek devlet memuru brüt aylığının 100 katı olması, idarenin inisiyatifine bağlı değildir. Aynı şekilde ağır malullük hâlinde 200 kata kadar çıkabilen ödemeler de zararın niteliğine ve raporlarla sabitlenen maluliyet oranına göre hesaplanır. Bu yönüyle 2330 sayılı Kanun, idarenin keyfî uygulamalarını engelleyerek mağdur askerin veya yakınlarının hak kaybına uğramasını önlemeyi amaçlamaktadır.

Ayrıca tazminatın kapsamı belirlenirken, idari işlemler ve sağlık kurulu raporları bir bütün olarak değerlendirilir. Vazife malullüğü tespiti yalnızca Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) nezdinde değil, aynı zamanda idari yargı kararlarıyla da şekillenebilir. Bu nedenle tazminat davalarında sadece olayın meydana gelişi değil, idarenin değerlendirme süreçleri ve kararları da davanın seyrini belirler. Bu bağlamda, idare yalnızca ödeme yapmakla değil, aynı zamanda değerlendirme sürecini eksiksiz ve tarafsız şekilde yürütmekle de yükümlüdür. Kanun’un öngördüğü koruma mekanizması, bu yükümlülüğün idare tarafından layıkıyla yerine getirilmesini zorunlu kılar.

Sonuç

TSK personelinin görevi sırasında uğradığı yaralanma ve sakatlanmalar, ülkenin güvenliği için üstlenilen riskin bir sonucudur. Bu nedenle Türk hukuk sistemi, görev malullerine hem aylık hem de nakdi destek sağlayacak geniş bir hak tesis etmiştir. 2330 sayılı Kanun kapsamındaki nakdi tazminat ile 5510 sayılı Kanun’daki vazife malullüğü aylığı birlikte değerlendirildiğinde, malul askerin veya yakınlarının mağduriyeti asgari düzeyde tutulmaktadır. Askerî personele düşen görev, hukuki haklarını bilmek ve gerekli başvuruları zamanında yaparak süreci takip etmektir. Böylece görev sırasında yaşanan zararlar, kanunda öngörülen tazminat ve aylıklarla telafi edilmiş olur.

Danıştay 5. Daire

  • Esas No: 2008/4303
  • Karar No: 2010/1654
  • Tarih: 18.03.2010
  • Özet:
    Askerlik görevi dışında zaman geçiren bir personel saldırıya uğramış, malul duruma düşmüştür. Danıştay, saldırının görev yerinden dönüş esnasında yaşandığını, bu nedenle olayın görevle bağlantısının bulunduğunu belirtmiştir. Sosyal güvenlik kapsamında koruma sağlanması gerektiği gerekçesiyle vazife malullüğü kabul edilmiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu

  • Esas No: 2013/1523
  • Karar No: 2015/2671
  • Tarih: 12.11.2015
  • Özet:
    Bir personel görev sırasında intihar etmiş; kurum, ölüm olayının görevle ilgisi bulunmadığını öne sürerek vazife malullüğünü reddetmiştir. Ancak mahkeme, personelin psikiyatrik hastalığının görev koşulları nedeniyle geliştiğini ve intiharın hizmetle illiyetli olduğunu belirterek, vazife malullüğü aylığı bağlanmasına hükmetmiştir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2016/18580
  • Karar No: 2017/498
  • Tarih: 24.01.2017
  • Özet:
    SGK, bir kişiye hatalı şekilde malullük aylığı bağlandığını belirterek bu miktarı geri istemiştir. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş, Yargıtay ise kararı bozmuştur. Gerekçe olarak, idarenin kusuru olup olmadığının ve hatalı ödeme nedenlerinin yeterince araştırılmadığı, eksik inceleme ile karar verildiği belirtilmiştir.

AYİM (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi) 1. Daire

  • Esas No: 1998/1514
  • Karar No: 1999/1264
  • Tarih: 21.10.1999
  • Özet:
    Bir askerin, silah arkadaşının kazara silahını ateşlemesi sonucu yaralanması olayında, kast unsuru bulunmadığı, olayın görevle ilişkili olduğu belirlenmiştir. AYİM, yaralanmanın hizmet sırasında ve görevin ifası sırasında meydana geldiği gerekçesiyle vazife malullüğü bağlanması gerektiğine karar vermiştir.

AYİM 2. Daire

  • Esas No: 2005/1234
  • Karar No: 2006/456
  • Tarih: 15.03.2006
  • Özet:
    İçtima sırasında bayılarak hastaneye kaldırılan bir erbaş hakkında SGK, olayın görevle ilgisi bulunmadığını belirtmiştir. Ancak mahkeme, askerlik eğitiminin niteliği gereği fiziksel zorlanmaların ve stresin olağan olduğunu belirterek, malullüğün görevin niteliğinden kaynaklandığını kabul etmiştir.