İdari eylemden doğan tazminat davası süresi, zarara yol açan olayın gerçekleştiği tarihten ibaret tek bir başlangıç noktasına göre hesaplanmaz. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre idari eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişinin, eylemi yazılı bildirim üzerine veya başka bir şekilde öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurması gerekir. İdareye yapılan bu başvuru, doğrudan doğruya tam yargı davası açılabilmesinin kural olarak zorunlu ön şartıdır.
Buradaki bir yıllık süre doğrudan mahkemede dava açma süresi değildir. Bu süre, zararın giderilmesi amacıyla ilgili idareye başvurulması gereken süredir. İdarenin talebi tamamen veya kısmen reddetmesi durumunda, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren genel olarak altmış gün içinde tam yargı davası açılmalıdır. Başvuruya otuz gün içerisinde cevap verilmezse talep zımnen reddedilmiş sayılır ve otuz günlük sürenin sona ermesini izleyen günden itibaren altmış günlük dava açma süresi işlemeye başlar.
Süre hesabında en önemli meselelerden biri, kişinin yalnızca maddi olayı değil; eylemin idari niteliğini, meydana gelen zararı ve zarar ile idari faaliyet arasındaki bağlantıyı ne zaman yeterli biçimde öğrendiğidir. Özellikle sağlık hizmetleri, kolluk faaliyetleri, askerî faaliyetler, ceza infaz hizmetleri, yol ve altyapı çalışmaları ile kamu görevlilerinin eylemlerinden kaynaklanan zararlarda bu unsurlar aynı tarihte ortaya çıkmayabilir.

İdari Eylemden Doğan Zarar Ne Anlama Gelir?
İdari eylem, idarenin kamu hizmetini yürütürken gerçekleştirdiği maddi faaliyet, davranış, hareket veya ihmal olarak açıklanabilir. Bir kamu hastanesinde gerekli tıbbi müdahalenin yapılmaması, belediyenin bakımından sorumlu olduğu yolun tehlikeli durumda bırakılması, kolluk görevlilerinin müdahalesi sırasında bedensel zarar meydana gelmesi, kamu binasının bakımsızlığı nedeniyle yaralanma yaşanması veya idarenin almakla yükümlü olduğu güvenlik tedbirlerini almaması idari eylem kapsamında değerlendirilebilecek örneklerdir.
İdari işlem ise idarenin hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamasıdır. Atama, disiplin cezası, ruhsat iptali, görevden çıkarma ve kamulaştırma kararları idari işlem niteliğindedir. Bu ayrım yalnızca teorik değildir. İdari işlemden doğan zararlar bakımından 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesi; idari eylemden doğan zararlar bakımından ise aynı Kanun’un 13. maddesi uygulanır. Başvuru yolu ve süre başlangıcı bu hukuki nitelendirmeye göre değişir.
Bir kamu görevlisinin kişisel kusuruna dayanan ve kamu hizmetinden tamamen ayrılabilen davranışları ise bazı durumlarda adli yargının görev alanına girebilir. Buna karşılık davranış kamu hizmetinin yürütülmesiyle bağlantılıysa uyuşmazlık çoğunlukla idari yargıda görülür. Dolayısıyla davadan önce zararın “kamu görevlisinin haksız fiili” olarak mı, yoksa “idari eylem ve hizmet kusuru” olarak mı nitelendirileceği dikkatle incelenmelidir.
İdarenin Tazminat Sorumluluğu Hangi Hâllerde Doğar?
İdarenin tazminat sorumluluğu çoğunlukla hizmet kusuruna dayanır. Kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi sonucunda kişisel ve özel bir zarar meydana gelmişse idarenin sorumluluğu gündeme gelebilir. Sağlık hizmetinde gerekli tetkikin yapılmaması, acil müdahalenin geciktirilmesi, yol güvenliğinin sağlanmaması veya kamu yapısındaki tehlikenin giderilmemesi hizmet kusuruna örnek gösterilebilir.
Bazı olaylarda idarenin açık bir kusuru bulunmasa bile kusursuz sorumluluk ilkeleri uygulanabilir. Tehlikeli faaliyetler nedeniyle doğan zararlar risk ilkesi; kamu külfetleri karşısında belirli kişilerin olağan dışı ve özel zarara uğraması ise kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi kapsamında değerlendirilebilir.
Tazminata hükmedilebilmesi için gerçek ve belirlenebilir bir zarar bulunmalı, zarar idari faaliyetle bağlantılı olmalı ve faaliyet ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulabilmelidir. Zararın tamamen kişinin kendi davranışından, üçüncü kişinin bağımsız fiilinden veya öngörülemeyen ve önlenemeyen bir olaydan kaynaklanması illiyet bağını ortadan kaldırabilir. Zarar görenin kusuru ise olayın özelliklerine göre tazminattan indirim yapılmasına neden olabilir.
İdari Eylemden Doğan Tazminat Davasında Bir Yıllık Süre
Zarar gören kişi, idari eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili idareye başvurmalıdır. Ancak “eylemi öğrenme” ifadesi, her olayda yalnızca kazanın, yaralanmanın veya ölümün gerçekleştiği günü ifade etmez. Öğrenmenin hukuken anlam taşıyabilmesi için kişinin dava hakkını kullanabilecek ölçüde bilgi sahibi olması gerekir.
Kişinin maddi olayı, zararını ve zararın idari faaliyetle bağlantısını öğrenmesi çoğu olayda aynı tarihte gerçekleşir. Örneğin belediyenin bakımından sorumlu olduğu yoldaki açık bir çukur nedeniyle araç zarar görmüşse olayın idari niteliği ve zarar genellikle kaza günü anlaşılabilir. Buna karşılık tıbbi müdahalenin hatalı olduğunun ancak daha sonra alınan uzman raporuyla ortaya çıktığı bir olayda öğrenme tarihi, müdahalenin yapıldığı tarihten farklı olabilir.
Bir yıllık süre hesaplanırken somut olayın özellikleri incelenmelidir. Kişinin zararın varlığından haberdar olması tek başına her zaman yeterli değildir. Zararı doğuran davranışın kamu hizmetiyle bağlantısı veya zararın gerçek sebebi ancak teknik inceleme, bilirkişi raporu, idari soruşturma ya da ceza yargılaması sonucunda anlaşılabiliyorsa öğrenme tarihi bu gelişmelere göre değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, zararın bütün ayrıntılarıyla veya kesin parasal tutarıyla belirlenmesi her durumda beklenmez. Kişinin zarar gördüğünü ve zararın idari faaliyetle bağlantılı olabileceğini makul ölçüde anlayabildiği tarih, süre başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu nedenle yalnızca kesin bilirkişi raporunun veya ceza mahkemesi kararının beklendiği gerekçesiyle idareye başvurunun ertelenmesi önemli bir süre aşımı riski doğurur.
Beş Yıllık Sürenin Anlamı
2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde yer alan beş yıllık süre, kural olarak idari eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren hesaplanan üst süredir. Zarar gören kişi eylemi daha sonra öğrendiğini ileri sürse bile başvurunun her hâlde bu süre içinde yapılması gerekir.
Bir yıllık ve beş yıllık süre alternatif değildir. Başvurunun her iki süreye de uygun olması gerekir. Kişi eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde hareket etmeli ve başvurusu aynı zamanda eylem tarihinden itibaren beş yıllık üst sınırı aşmamalıdır. Örneğin idari eylemin üzerinden dört yıl geçtikten sonra zararın öğrenilmesi durumunda, kişinin her zaman öğrenmeden itibaren tam bir yıllık süreye sahip olduğu düşünülmemelidir. Beş yıllık üst sınır daha önce dolacaksa başvurunun bu sınırdan önce yapılması gerekir.
Zararın zaman içinde geliştiği, etkilerinin sonradan ortaya çıktığı veya eylemin süreklilik gösterdiği hâllerde beş yıllık sürenin başlangıcı ayrıca tartışılabilir. Tek seferde gerçekleşip sonucu daha sonra ortaya çıkan eylem ile devam eden idari eylem birbirinden ayrılmalıdır. Her yeni zararın yeni bir süre başlattığı varsayımıyla hareket etmek güvenli değildir.
Öğrenme Tarihi Nasıl Belirlenir?
Öğrenme tarihi, idari eylemden doğan tazminat davalarının en tartışmalı konularından biridir. Yargısal yaklaşımda yalnızca olay tarihine dayanan şekli bir değerlendirme yerine, kişinin idari eylem ile zarar arasındaki bağlantıyı hangi tarihte kavrayabilecek durumda olduğu araştırılmaktadır.
Bir sağlık hizmeti uyuşmazlığında ameliyat tarihi, hastalığın veya kalıcı engelin ortaya çıktığı tarih, sonraki tedaviler, sağlık kurulu raporu ve tıbbi hatanın anlaşıldığı tarih birbirinden farklı olabilir. Bir kolluk müdahalesinde ise yaralanma olay tarihinde bilinse dahi müdahalenin hangi kamu görevlilerince, hangi görev kapsamında ve ne şekilde gerçekleştirildiği daha sonra anlaşılabilir.
Öğrenme tarihinin belirlenmesinde hastane kayıtları, sağlık raporları, idari soruşturma belgeleri, ceza soruşturması kararları, bilirkişi raporları, kurum yazışmaları, olay tutanakları ve kişinin yaptığı önceki başvurular dikkate alınabilir. Özellikle kişinin daha önce bir dilekçeyle zararın idareden kaynaklandığını ileri sürmesi, en geç o tarihte eylemi ve zarar bağlantısını öğrendiğinin kabul edilmesine yol açabilir.
Ceza Soruşturması veya Ceza Davası Süreyi Durdurur mu?
İdari eyleme konu olay aynı zamanda suç şüphesi doğuruyorsa ceza soruşturması ile idari tazminat süreci birlikte gündeme gelebilir. Ancak ceza soruşturmasının açılmış olması veya ceza davasının devam etmesi, İYUK’un 13. maddesindeki süreleri kendiliğinden durdurmaz.
Ceza yargılamasının öğrenme tarihine etkisi somut olay üzerinden değerlendirilir. İdari eylemin niteliği, zararın sebebi veya kamu görevlilerinin eylemle bağlantısı ancak ceza soruşturmasındaki delillerle anlaşılabilmişse, ceza dosyasındaki belirli bir gelişme öğrenme tarihi bakımından önem taşıyabilir. Buna karşılık kişi olayın idari niteliğini ve zararını daha önce biliyorsa ceza mahkemesi kararının kesinleşmesini beklemek süreyi korumaz.
Ceza yargılamasının sonucu ile idarenin tazminat sorumluluğu aynı hukuki ölçütlere bağlı değildir. Kamu görevlisinin beraat etmesi, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı anlamına gelmeyebilir. Aynı şekilde ceza sorumluluğu doğuracak kişisel kusur belirlenemese bile kamu hizmetinin kuruluşunda veya işleyişinde eksiklik bulunabilir. Bu nedenle ceza dosyasının sonucu beklenmeden, İYUK’taki süreler gözetilerek koruyucu nitelikte idari başvuru yapılması çoğu olayda daha güvenli olacaktır.
Tam Yargı Davasından Önce İdareye Başvuru Zorunlu mudur?
İdari eylem nedeniyle doğrudan doğruya tam yargı davası açılmadan önce ilgili idareye başvurulması kural olarak zorunludur. Bu başvuruyla zarar gören kişi, uğradığı maddi ve manevi zararın giderilmesini idareden talep eder. İdarenin vereceği açık veya zımni ret kararı, tam yargı davasına konu edilecek ön kararı oluşturur.
Başvuru dilekçesinde zarar doğuran olay, olayın tarihi, idarenin sorumluluğunu doğuran hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebebi, zarar kalemleri, talep edilen maddi ve manevi tazminat ile destekleyici belgeler açıkça belirtilmelidir. Talep miktarı henüz kesin olarak hesaplanamıyorsa mevcut verilere dayalı makul bir miktar gösterilmeli ve zarar kalemlerinin nelerden oluştuğu açıklanmalıdır.
Sadece olayın araştırılmasını, sorumluların cezalandırılmasını veya bilgi verilmesini isteyen dilekçeler her zaman tazminat başvurusu olarak kabul edilmeyebilir. Dilekçede zararın giderilmesi ve tazminat ödenmesi yönünde açık bir talebin bulunması gerekir.
Başvurunun yapıldığını ve tarihini kanıtlayan kayıt muhafaza edilmelidir. Evrak kayıt numarası, elektronik başvuru belgesi, iadeli taahhütlü gönderi kaydı veya kurumun alındı belgesi süre uyuşmazlığında önemli delil oluşturur.
Yanlış İdari Makama Yapılan Başvuru Ne Olur?
Başvurunun, zarara yol açan kamu hizmetini yürüten ve tazminat talebini değerlendirme yetkisi bulunan idareye yöneltilmesi gerekir. Bakanlık, belediye, üniversite, kamu kurumu veya diğer kamu tüzel kişileri bakımından doğru hasmın belirlenmesi önemlidir.
2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi, başvurunun süresi içinde yapılmış olması şartıyla yetkisiz makama yapılan müracaatın ilgili idari makama gönderilmesini öngörmektedir. Bununla birlikte, başvurunun idari teşkilat dışında kalan ilgisiz bir kuruma yapılması veya dilekçenin tazminat talebi içermemesi farklı sonuçlar doğurabilir. Süre kaybını önlemek için başvurunun doğrudan doğruya sorumlu idareye yapılması gerekir.
İdare Başvuruya Cevap Vermezse Dava Süresi Ne Zaman Başlar?
İdare, tazminat başvurusuna otuz gün içinde cevap vermezse talep zımnen reddedilmiş sayılır. Otuz günlük cevap süresinin sona ermesini izleyen günden itibaren genel olarak altmış günlük tam yargı davası açma süresi başlar.
İdarenin başvuruyu açıkça reddetmesi durumunda altmış günlük süre, ret cevabının usulüne uygun biçimde tebliğini izleyen günden itibaren hesaplanır. Talebin yalnızca bir bölümünün kabul edilmesi hâlinde kabul edilmeyen bölüm yönünden dava açılabilir.
İdarenin “inceleme devam etmektedir” veya “başka birimlerden bilgi beklenmektedir” biçimindeki cevabının kesin cevap olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Kesin olmayan cevabın beklenmesi, dava süresinin hesabını karmaşıklaştırabilir. İdari yargıda dava açma süreleri kamu düzeninden olduğundan, cevabın niteliği ve tebliğ tarihi somut belgelere göre incelenmelidir.
İdareye Başvurmadan Dava Açılırsa Ne Olur?
İdari eylemden kaynaklanan bir zarar için zorunlu ön başvuru yapılmadan doğrudan tam yargı davası açılması durumunda mahkeme, bu eksikliği ilk inceleme aşamasında değerlendirir. 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesi uyarınca dava dilekçesinin ilgili idari mercie tevdi edilmesine karar verilebilir. Bu durumda mahkemeye başvuru tarihi, idareye başvuru tarihi olarak kabul edilir.
Bununla birlikte, bu düzenlemeye güvenilerek ön başvurunun atlanması uygun değildir. Uyuşmazlığın yanlış nitelendirilmesi, görev sorunu veya sürenin daha önce dolmuş olması hak kaybına yol açabilir. Doğru yöntem, kanuni süre içinde usulüne uygun tazminat talebiyle idareye müracaat etmek ve ret işleminden sonra dava açmaktır.
Tam Yargı Davası Hangi Mahkemede Açılır?
İdari eylemden doğan maddi ve manevi tazminat taleplerinde görevli yargı mercii kural olarak idare mahkemesidir. Ancak özel kanunlarda farklı bir görev kuralı bulunabilir. Ayrıca eylemin kamu hizmetinden ayrılabilen kişisel bir kusur mu, yoksa idari faaliyet kapsamında gerçekleşen bir hizmet kusuru mu olduğu görevli yargı kolunu etkileyebilir.
2577 sayılı Kanun’un 36. maddesine göre idari sözleşmeler dışındaki tam yargı davalarında yetkili mahkeme; zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili yer mahkemesi, zarar bayındırlık veya ulaştırma gibi bir hizmetten ya da idarenin herhangi bir eyleminden doğmuşsa hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer mahkemesi, diğer hâllerde ise davacının ikametgâhının bulunduğu yer idare mahkemesi olabilir. Yetki belirlenirken zararın kaynağı ve uyuşmazlığın niteliği birlikte incelenmelidir.
Hangi Maddi ve Manevi Zararlar Talep Edilebilir?
Maddi tazminat, idari eylem nedeniyle mal varlığında meydana gelen gerçek eksilmeyi ve şartları varsa mahrum kalınan kazancı karşılamayı amaçlar. Tedavi ve rehabilitasyon giderleri, geçici veya sürekli iş göremezlik zararı, kazanç kaybı, bakım giderleri, cenaze giderleri, destekten yoksun kalma zararı, araç veya taşınmaz hasarı ve değer kaybı somut olaya göre talep edilebilir.
Manevi tazminat ise kişinin bedensel ve ruhsal bütünlüğünün, yaşam hakkının, şeref ve itibarının ya da aile bağlarının ağır biçimde etkilenmesi nedeniyle yaşadığı elem ve ızdırabın kısmen giderilmesini amaçlar. Manevi tazminat cezalandırma veya zenginleşme aracı değildir. Olayın ağırlığı, zararın kalıcılığı, tarafların durumu ve idari eylemin niteliği dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir tutar belirlenir.
Ölüm hâlinde ölen kişinin desteğinden yoksun kalanlar maddi tazminat talep edebilir. Yakınlar, ölümün kendilerinde doğurduğu manevi zarar nedeniyle manevi tazminat da isteyebilir. Yaralanma olaylarında doğrudan zarar gören kişi yanında, olayın ağırlığına ve yakınlık derecesine göre bazı yakınların manevi tazminat talebi gündeme gelebilir.
Tam Yargı Davasında Zarar Nasıl İspatlanır?
Davacı, zarar doğuran olayı, zararın varlığını ve idari faaliyetle zarar arasındaki bağlantıyı ortaya koymalıdır. İdari yargıda re’sen araştırma ilkesi geçerli olmakla birlikte bu ilke, davacının olayları açıklama ve ulaşabildiği delilleri sunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Sağlık kayıtları, epikrizler, sağlık kurulu raporları, adli tıp raporları, reçeteler, tedavi giderleri, gelir belgeleri, kaza ve olay tutanakları, fotoğraflar, kamera kayıtları, kurum içi yazışmalar, idari soruşturma raporları, ceza dosyaları ve tanık anlatımları uyuşmazlığın niteliğine göre kullanılabilir. Teknik konularda bilirkişi incelemesi yapılması veya ilgili kurumlardan kayıtların getirtilmesi talep edilebilir.
Zararın miktarı başlangıçta tam olarak belirlenemiyorsa dava dilekçesinde mevcut bilgi ve belgelere göre bir tutar gösterilebilir. 2577 sayılı Kanun’un 16. maddesi çerçevesinde, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek suretiyle tazminat miktarının bir defaya mahsus artırılması mümkündür. Bununla birlikte başvuruda hiç belirtilmeyen yeni bir zarar kaleminin daha sonra ileri sürülmesi ile mevcut bir zarar kaleminin miktarının artırılması aynı hukuki sonucu doğurmayabilir.
Faiz Hangi Tarihten İtibaren İstenebilir?
Tam yargı davasında tazminatla birlikte yasal faiz de talep edilmelidir. Faizin başlangıcı somut olayın özelliklerine, zarar türüne ve idareye başvuru tarihine göre belirlenebilir. Uygulamada idareye yapılan başvuru tarihi önemli bir başlangıç noktasıdır. Başvuru bulunmayan veya doğrudan dava açılan istisnai durumlarda dava tarihi esas alınabilir.
Dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat kalemleri açıkça ayrılmalı ve faizin hangi tarihten itibaren talep edildiği belirtilmelidir. Mahkeme taleple bağlı olduğundan faiz isteminin hiç ileri sürülmemesi önemli bir mali hak kaybına neden olabilir.
Süre Hesabında En Sık Yapılan Hatalar
Bir yıllık sürenin doğrudan dava açma süresi sanılması, en sık karşılaşılan hatalardan biridir. Bir yıl içinde yapılması gereken işlem kural olarak idareye tazminat başvurusudur. Dava süresi ise idarenin açık veya zımni ret kararından sonra ayrıca işlemeye başlar.
Ceza davasının kesinleşmesini beklemek de ciddi risk taşır. Ceza dosyası, öğrenme tarihinin belirlenmesinde etkili olabilir; ancak süreleri her olayda kendiliğinden durdurmaz. Aynı şekilde zarar miktarının kesinleşmesini beklemek, beş yıllık üst sürenin geçirilmesine yol açabilir.
İdareye verilen dilekçede yalnızca şikâyet veya soruşturma talebinde bulunulması, tazminat talebinin açıkça yazılmaması, başvurunun yanlış idareye yöneltilmesi, ret cevabının tebliğ tarihinin kaydedilmemesi ve zımni ret süresinin yanlış hesaplanması diğer önemli hatalardır.
İdari yargıda süreler kamu düzenine ilişkindir ve mahkeme tarafından kendiliğinden incelenir. Başvurunun esastan haklı olması, kaçırılmış bir dava süresini kendiliğinden canlandırmaz. Aynı konuda idareye yeniden dilekçe verilmesi de sona ermiş dava hakkını kural olarak yeniden doğurmaz.
İdari Eylemden Doğan Tazminat Talebinde İzlenecek Hukuki Yol
Öncelikle zarar doğuran olayın idari işlemden mi, idari eylemden mi kaynaklandığı belirlenmelidir. Ardından sorumlu idare, eylem tarihi, zararın öğrenildiği tarih ve öğrenmenin hangi belgelerle kanıtlanabileceği tespit edilmelidir. Bir yıllık ve beş yıllık süreler ayrı ayrı hesaplanarak süresi içinde idareye açık bir tazminat talebi sunulmalıdır.
İdarenin cevabı ve tebliğ tarihi takip edilmeli; cevap verilmemesi durumunda otuz günlük zımni ret süresinin sona erdiği tarih kaydedilmelidir. Açık veya zımni ret sonrasında altmış günlük dava süresi geçirilmeden görevli ve yetkili idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır.
Dava dilekçesinde idarenin sorumluluk sebebi, zarar kalemleri, illiyet bağı, maddi ve manevi tazminat miktarı, faiz talebi ve deliller somutlaştırılmalıdır. Ceza veya idari soruşturma dosyasında bulunan fakat davacının erişemediği belgelerin mahkemece getirtilmesi açıkça talep edilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
İdari eylemden doğan tazminat davası süresi ne kadardır?
İdari eylemi ve doğurduğu zararı öğrenen kişi, öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmalıdır. İdarenin açık ret cevabının tebliğinden veya otuz günlük cevap süresinin dolmasıyla oluşan zımni retten sonra genel olarak altmış gün içinde tam yargı davası açılmalıdır.
Bir yıllık süre içinde doğrudan dava mı açılmalıdır?
Hayır. İYUK’un 13. maddesindeki bir yıllık süre, kural olarak ilgili idareye tazminat başvurusu yapılması gereken süredir. Mahkemede dava açma süresi, idarenin açık veya zımni ret kararından sonra ayrıca başlar.
Beş yıllık süre zamanaşımı mıdır?
Beş yıllık süre, idari eylem tarihinden itibaren işleyen üst başvuru süresidir. Öğrenme daha sonra gerçekleşmiş olsa bile kural olarak bu sınırın aşılmaması gerekir. İdari yargıda bu süreler mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır.
İdare tazminat başvurusuna cevap vermezse ne olur?
Başvurudan itibaren otuz gün içinde cevap verilmezse talep zımnen reddedilmiş sayılır. Otuzuncu günün tamamlanmasını izleyen günden itibaren altmış günlük dava açma süresi işlemeye başlar.
Ceza davası devam ederken tam yargı davası açılabilir mi?
Evet. İdarenin sorumluluğu için ceza davasının kesinleşmesi her olayda zorunlu değildir. Ceza yargılaması sürerken İYUK’taki süreler korunarak idareye başvuru yapılabilir ve gerekli şartlar oluştuğunda tam yargı davası açılabilir.
Ceza davası İYUK’un 13. maddesindeki süreleri durdurur mu?
Kural olarak hayır. Ceza soruşturması veya davası süreleri kendiliğinden durdurmaz. Ancak eylemin idari niteliği, zararın sebebi veya idareyle bağlantısı ancak ceza dosyasındaki gelişmeler sonucunda öğrenilmişse bu durum öğrenme tarihinin belirlenmesinde dikkate alınabilir.
Sağlık hizmetinden doğan zararda süre ne zaman başlar?
Süre her zaman ameliyat veya tedavi tarihinde başlamaz. Hastanın zararını ve zararın sağlık hizmetindeki hata veya eksiklikle bağlantısını öğrenebildiği tarih önemlidir. Bununla birlikte kesin bilirkişi raporunun beklenmesi zorunlu olmadığından, zarar bağlantısı daha önce anlaşılmışsa sürenin daha önce başladığı kabul edilebilir.
Zarar miktarı kesinleşmeden idareye başvuru yapılabilir mi?
Evet. Süre kaybını önlemek için mevcut bilgi ve belgelere göre başvuru yapılabilir. Zarar kalemleri somut biçimde gösterilmeli ve mümkün olan ölçüde talep miktarı belirtilmelidir. Zararın kesin hesaplanamaması, başvurunun kanuni süre sonrasına bırakılmasını haklı kılmaz.
İdareye başvurmadan tam yargı davası açılırsa dava reddedilir mi?
Mahkeme, zorunlu başvurunun yapılmadığını tespit ederse dava dilekçesinin ilgili idari mercie tevdi edilmesine karar verebilir. Ancak görev, süre ve hukuki nitelendirme sorunları nedeniyle doğrudan dava açılması risklidir. Usulüne uygun yol, önce ilgili idareye başvurmaktır.
Yanlış idari makama yapılan başvuru süreyi korur mu?
Süresi içinde yetkisiz idari makama yapılan başvurunun yetkili idareye gönderilmesi gerekir. Buna rağmen başvurunun idari teşkilat dışındaki ilgisiz bir yere yapılması veya tazminat talebini açıkça içermemesi sorun yaratabilir. Başvurunun doğrudan sorumlu idareye yapılması en güvenli yöntemdir.
Tam yargı davasında maddi ve manevi tazminat birlikte istenebilir mi?
Evet. Aynı idari eylem nedeniyle doğan maddi zararlar ile kişilik değerlerinde meydana gelen manevi zararlar aynı davada talep edilebilir. Her zarar kaleminin dayanağı ve miktarı ayrı ayrı açıklanmalıdır.
İdari eylemden doğan tazminat davası hangi mahkemede açılır?
Dava kural olarak idare mahkemesinde açılır. Yetkili mahkeme çoğunlukla kamu hizmetinin görüldüğü veya zarar doğuran idari eylemin gerçekleştirildiği yerdeki idare mahkemesidir. Ancak özel yetki kuralları ve uyuşmazlığın niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.
İdarenin başvuruyu kısmen kabul etmesi hâlinde dava açılabilir mi?
Evet. Talep edilen zararın yalnızca bir kısmı karşılanmışsa reddedilen veya karşılanmayan bölüm bakımından tam yargı davası açılabilir. Dava süresi, kısmi ret cevabının tebliğini izleyen günden itibaren hesaplanır.
Aynı talep için idareye tekrar başvurmak yeni dava süresi başlatır mı?
Kural olarak daha önce reddedilen ve dava süresi içinde yargıya taşınmayan aynı talebin yinelenmesi, sona ermiş dava hakkını yeniden canlandırmaz. Yeni bir hukuki veya maddi durum bulunmadıkça ikinci başvuruya güvenilmemelidir.
Tam yargı davasında tazminat miktarı sonradan artırılabilir mi?
2577 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca tam yargı davalarında belirtilen miktar, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir. Ancak başvuruda ve dava dilekçesinde zarar türlerinin doğru gösterilmesi önemini korur.
İdari eylemden doğan tazminat davasında faiz istenebilir mi?
Evet. Maddi ve manevi tazminatla birlikte yasal faiz talep edilebilir. Faizin başlangıç tarihi olayın niteliğine göre değişebilmekle birlikte idareye başvuru tarihi uygulamada önemli bir başlangıç noktasıdır. Faiz istemi dava dilekçesinde açıkça belirtilmelidir.
