Memuriyet nüfuzunun sair suretle kötüye kullanılması suçu, askerî hizmet içerisindeki emir verme yetkisinin veya görevden kaynaklanan nüfuzun hukukun izin vermediği bir amaçla kullanılarak herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi veya ast hakkında keyfî işlem yapılmasını cezalandırmaktadır. Suç, 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin temel amacı; askerî hiyerarşinin hukuka uygun işlemesini, emir ve komuta yetkisinin hizmet amacı dışında kullanılmamasını, astların ve diğer kişilerin amir ya da üstün keyfî davranışlarına karşı korunmasını sağlamaktır.
Askerî teşkilatta emir verme ve karar alma yetkisinin geniş olması, bu yetkinin sınırsız olduğu anlamına gelmez. Amir veya üst, sahip olduğu yetkiyi yalnızca askerî hizmetin gerekleri, yürürlükteki mevzuat ve kendisine tanınan görev alanı içerisinde kullanabilir. Yetkinin kişisel husumet, kayırma, cezalandırma, yıldırma, siyasi amaç veya kişisel çıkar gibi hizmet dışı nedenlerle kullanılması ceza sorumluluğu doğurabilir.
Bununla birlikte amirin verdiği her hatalı karar veya mevzuata aykırı olduğu ileri sürülen her emir, kendiliğinden Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesindeki suçu oluşturmaz. Suçun meydana gelebilmesi için emir verme yetkisinin ya da memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılması, mevzuatın öngördüğü hâller dışında hareket edilmesi ve gerçek veya tüzel kişi ya da ast hakkında keyfî bir işlem yapılması veya böyle bir işlemin yapılmasının emredilmesi gerekir. Bu unsurlar somut olayın özelliklerine göre birlikte değerlendirilmelidir.

Memuriyet Nüfuzunun Sair Suretle Kötüye Kullanılması Suçu Nedir?
1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesine göre emir verme yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak mevzuatın belirlediği hâller dışında herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi veya ast hakkında keyfî işlem yapan ya da yapılmasını emreden amir veya üst, hapis cezasıyla cezalandırılır.
Maddenin başlığında bulunan “sair suretle” ifadesi, başka ceza hükümlerinde özel olarak düzenlenmeyen yetki ve nüfuz kötüye kullanımlarını kapsayan tamamlayıcı bir suç düzenlemesi bulunduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle fiil; zimmet, irtikâp, rüşvet, tehdit, hakaret, kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma veya başka bir özel suçu oluşturuyorsa öncelikle o suçun hükümleri değerlendirilir.
Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesi, emir ve komuta yetkisinin kullanılmasında hukuka bağlılığın ceza hukuku alanındaki güvencelerinden biridir. Askerî hizmetin disiplin ve hiyerarşiye dayanması, amir veya üstün ast üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabileceği anlamına gelmez. Hiyerarşik yetkinin varlık amacı askerî hizmetin yürütülmesidir. Bu yetkinin özel amaçlarla veya açıkça keyfî şekilde kullanılması, hiyerarşinin sağladığı hukuki korumadan yararlanmaz.
Askerî Ceza Kanunu’nun 115. Maddesiyle Korunan Hukuki Değer Nedir?
Suçla korunan temel hukuki değer, askerî idarenin ve emir-komuta sisteminin hukuka uygun, düzenli, güvenilir ve tarafsız biçimde işlemesidir. Amir veya üstün görevinden kaynaklanan nüfuzunu keyfî biçimde kullanması yalnızca işlem yapılan kişiyi etkilemez; askerî disipline, kurumsal güvene ve hizmetin düzenli yürütülmesine de zarar verir.
Askerî hiyerarşi içerisinde astların emirlere uyma yükümlülüğü bulunurken amirlerin de emir verme yetkisini hukuka, hizmet gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun kullanma sorumluluğu vardır. Emir verme yetkisinin kişisel bir üstünlük aracı hâline getirilmesi, askerî hizmetin dayandığı güven ilişkisini zedeler.
Düzenleme aynı zamanda astın ve diğer kişilerin hukuki güvenliğini korur. Amir veya üstün kişisel husumet nedeniyle izin vermemesi, yetkisi bulunmadığı hâlde kişiyi belirli bir işleme tabi tutması, görev dağılımını cezalandırma aracı olarak kullanması veya kurumsal imkânları bir kimseye ayrıcalık sağlamak amacıyla yönlendirmesi bu güvenliği ihlal edebilir.
Memuriyet Nüfuzunu Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları Nelerdir?
Suçun oluşması için failin kanunda belirtilen sıfata sahip bulunması, emir verme yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kötüye kullanması, mevzuatın öngörmediği biçimde hareket etmesi ve herhangi bir kişi ya da ast hakkında keyfî işlem yapması veya yapılmasını emretmesi gerekir.
Bu şartlardan birinin bulunmaması, eylemin başka bir hukuki sorumluluk doğurması mümkün olmakla birlikte Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesi kapsamında cezalandırılmasını engelleyebilir.
Suçun faili amir veya üst olmalıdır
Memuriyet nüfuzunun sair suretle kötüye kullanılması, fail bakımından özgü suç niteliğindedir. Kanun, suçun failini “amir veya üst” olarak belirlemiştir.
Amir, askerî hizmet bakımından emir verme yetkisine sahip olan kişidir. Amirlik yalnızca rütbe büyüklüğünden kaynaklanmayabilir; görev, makam, nöbet, geçici görevlendirme veya teşkilat düzenlemesi nedeniyle de belirli bir emir verme yetkisi doğabilir.
Üst ise rütbe veya kıdem bakımından daha yukarı konumda bulunan kişiyi ifade eder. Her üst, her durumda amir sıfatına sahip olmayabilir. Bununla birlikte kanun hem emir verme yetkisinin hem de memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılmasını düzenlediğinden, somut olayda kişinin resmî amir olup olmadığı kadar görev ve rütbesinden doğan nüfuzu kullanıp kullanmadığı da önemlidir.
Failin rütbesi, görevi, olay tarihinde sahip olduğu yetki, mağdurla arasındaki hiyerarşik ilişki ve işlemi yaptırabilecek fiilî nüfuzunun bulunup bulunmadığı dosyadaki atama emirleri, görev tanımları, iç hizmet düzenlemeleri, nöbet çizelgeleri ve birlik kayıtları üzerinden belirlenmelidir.
Emir verme yetkisi veya memuriyet nüfuzu kötüye kullanılmalıdır
Suçun meydana gelmesi için failin sahip olduğu yetki veya nüfuz ile gerçekleştirilen işlem arasında bağlantı bulunmalıdır. Kişinin tamamen özel hayatı içerisinde gerçekleştirdiği ve askerî sıfatından yararlanmadığı bir davranış, başka bir suçu oluşturabilirse de Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesi kapsamında değerlendirilmeyebilir.
Yetkinin kötüye kullanılması, hukuken tanınmış bir yetkinin amacı dışında işletilmesi şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin amirin görev dağılımı yapma yetkisini askerî hizmetin ihtiyaçları için değil, kişisel husumet duyduğu bir astı yıldırmak amacıyla kullanması bu kapsamda tartışılabilir.
Memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılması ise failin doğrudan yetkili olmadığı bir konuda dahi rütbe, makam veya görevinden kaynaklanan etkisini kullanarak keyfî işlem yaptırması biçiminde gerçekleşebilir. Amir veya üstün astlarına baskı yapması, başka bir birim personelini yetkisiz biçimde yönlendirmesi ya da üçüncü kişiler üzerinde askerî görevinden kaynaklanan otoritesini kullanması buna örnek olabilir.
İşlem mevzuatın belirlediği hâller dışında yapılmalıdır
Maddede “mevzuatın tayin ettiği ahvalden başka bir suretle” hareket edilmesi aranmıştır. Bu nedenle işlemin hukuki dayanağının bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Kanun, yönetmelik, yönerge, talimat, görev tanımı, iç hizmet düzenlemesi ve hukuka uygun emirler somut olay bakımından incelenebilir.
Bununla birlikte yalnızca şekli veya teknik nitelikteki her mevzuat aykırılığı ceza sorumluluğu doğurmaz. Ceza hukukunun son çare olması nedeniyle davranışın emir verme yetkisinin veya memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılması seviyesine ulaşması ve keyfî işlem niteliği taşıması gerekir.
Mevzuatın farklı yorumlanabildiği, failin makul ve hizmet gereklerine dayanan bir değerlendirme yaptığı veya yetki sınırının açık olmadığı hâllerde ceza sorumluluğu konusunda daha dikkatli hareket edilmelidir. Hukuki yorum hatası ile bilerek ve isteyerek yapılan keyfî uygulama birbirinden ayrılmalıdır.
Gerçek veya tüzel kişi ya da ast hakkında işlem yapılmalıdır
Suçun mağduru yalnızca askerî personel veya ast değildir. Kanun, herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi hakkında yapılan keyfî işlemleri de kapsamaktadır. Dolayısıyla askerî personel olmayan bir vatandaş, şirket, dernek, vakıf veya başka bir tüzel kişi de suçtan zarar görebilir.
Ast hakkında yapılan işlemlerde fail ile mağdur arasındaki hiyerarşik ilişki önem taşır. Astın görev yeri, nöbeti, izni, eğitimi, sağlık hizmetine erişimi, ödüllendirilmesi, disiplin süreci veya personel işlemleri üzerinde mevzuata aykırı ve keyfî bir tasarrufta bulunulması suçun konusu olabilir.
Gerçek veya tüzel kişiler yönünden ise askerî makam ve yetkilerin hizmet amacı dışında kullanılıp kullanılmadığı araştırılır. Örneğin görev alanı dışında bulunan bir kişiye askerî nüfuz kullanılarak baskı yapılması veya üçüncü bir kişiye ayrıcalık sağlanması somut olayın özelliklerine göre bu suç kapsamında değerlendirilebilir.
Keyfî bir işlem yapılmalı veya yapılması emredilmelidir
Suçun en önemli unsurlarından biri keyfî işlemdir. Keyfîlik; hukuki dayanak, hizmet gereği ve objektif ölçütler yerine kişisel irade, husumet, kayırma, cezalandırma arzusu veya başka bir hizmet dışı amaçla hareket edilmesini ifade eder.
Her hukuka aykırı işlem keyfî olmayabilir. İdari veya askerî işlemin sonradan hukuka aykırı bulunması, failin mutlaka ceza sorumluluğu taşıdığı anlamına gelmez. İşlemin neden yapıldığı, failin hangi bilgiye sahip olduğu, mevzuatın açıklığı, benzer durumlarda nasıl hareket edildiği ve failin kişiye özel farklı bir uygulamada bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Keyfîliğin tespitinde objektif ve tutarlı bir gerekçenin bulunup bulunmadığı önemlidir. Aynı durumda olan personele farklı muamele yapılması, işlemin resmî kayıtlardan gizlenmesi, sonradan gerçeğe aykırı gerekçe oluşturulması, yetkili makamın devre dışı bırakılması veya işlemin hizmetle ilgisinin kurulamaması keyfîliğe işaret edebilir.
Hangi Davranışlar Keyfî İşlem Sayılabilir?
Keyfî işlemin önceden bütün ihtimalleri kapsayacak biçimde sayılması mümkün değildir. Değerlendirme, olayın şartlarına ve ilgili mevzuata göre yapılır.
Amirin yetkisi olmadığı hâlde personele izin vermesi veya izin hakkını kişisel husumet nedeniyle engellemesi, aynı şartlardaki personelden yalnızca belirli bir kişiye sürekli ağır görev verilmesi, astın sağlık hizmetine erişiminin hizmet gereği bulunmaksızın önlenmesi, personele özel iş yaptırılması, bir kişi lehine mevzuatta bulunmayan kolaylık sağlanması veya görevden kaynaklanan nüfuzla üçüncü kişiler üzerinde baskı kurulması suç kapsamında tartışılabilir.
Askerî Yargıtay uygulamasında yetkisi bulunmayan kişinin bir erbaş ve iki eri her hafta sonu evci iznine çıkarması, memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmiştir. Bu örnekte işlem astların aleyhine değil lehine görünse de yetkisiz ve keyfî biçimde ayrıcalık sağlanması suçun oluşmasına engel kabul edilmemiştir. Dolayısıyla keyfî işlemin mutlaka mağdura maddi zarar vermesi gerekmez.
Buna karşılık mevzuatta açıkça düzenlenmemiş her görevlendirme suç değildir. Askerî hizmetin gerektirdiği, bütün personele benzer şekilde uygulanabilen, küçük ve geçici nitelikteki işlerin yaptırılmasında keyfîlik bulunmayabilir. Nitekim askerî öğrencilerden rastgele seçilen bir gruba bir defaya mahsus olmak üzere fasulye ayıklatılması, somut olayın koşullarında nüfuzun kötüye kullanılması ve keyfî davranış olarak kabul edilmemiştir.
Bu iki örnek arasındaki fark, işlemin yalnızca mevzuatta açıkça yazılı olup olmaması değildir. Yetkinin kapsamı, hizmetle bağlantı, uygulamanın süresi, kişiye özgü olup olmadığı ve failin amacı birlikte belirleyicidir.
Suç Kasten mi İşlenebilir?
Memuriyet nüfuzunun sair suretle kötüye kullanılması kasten işlenebilen bir suçtur. Failin emir verme yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kullandığını, yaptığı ya da yapılmasını emrettiği işlemin mevzuatın öngördüğü sınırlar dışında kaldığını ve keyfî nitelik taşıdığını bilmesi ve istemesi gerekir.
Taksirle, dikkatsizlikle veya mevzuatın yanlış yorumlanması sonucunda yapılan her hatalı işlem bu suçu meydana getirmez. Ancak failin “mevzuatı bilmiyordum” şeklindeki savunması da tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Failin görevi, mesleki tecrübesi, ilgili düzenlemenin açıklığı, daha önce yapılan uyarılar ve işlemin gerçekleştirilme biçimi değerlendirilir.
Suçun temel şekli bakımından genel kast yeterlidir. Siyasi amaç veya kişisel çıkar için işlenen nitelikli hâl bakımından ise failin bu özel amaçla hareket ettiğinin ortaya konulması gerekir.
Siyasi Amaç veya Kişisel Çıkar Hâlinde Ceza Nasıl Belirlenir?
Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesinin ikinci fıkrasında keyfî işlemin siyasi amaçla veya kişisel çıkar sağlamak için gerçekleştirilmesi daha ağır cezayı gerektiren bir hâl olarak düzenlenmiştir.
Siyasi amaç, askerî yetkinin bir siyasi düşünceyi desteklemek, karşıt görüşte olduğu düşünülen kişiyi cezalandırmak, belirli bir siyasi yapı lehine sonuç yaratmak veya personel üzerinde siyasi baskı kurmak amacıyla kullanılmasını kapsayabilir. Ancak nitelikli hâlin uygulanabilmesi için siyasi amacın varsayıma değil somut delillere dayanması gerekir.
Kişisel çıkar yalnızca para veya mal edinilmesi anlamına gelmez. Failin kendisine, yakınına veya bağlantılı olduğu kişiye maddi ya da manevi yarar sağlaması kişisel çıkar kapsamında değerlendirilebilir. Astın özel işlerde çalıştırılması, kişisel ihtiyacın askerî imkânlarla karşılanması, bir yakına ayrıcalık sağlanması veya askerî nüfuz kullanılarak ücretsiz mal ya da hizmet temin edilmesi buna örnek oluşturabilir.
Maddenin ikinci fıkrasında, fiilin başka bir suçu oluşturmaması şartına özellikle yer verilmiştir. Kişisel çıkar sağlamak amacıyla gerçekleştirilen davranış rüşvet, irtikâp, zimmet veya başka bir özel suçu oluşturuyorsa eylemin öncelikle ilgili özel suç hükmüne göre değerlendirilmesi gerekir.
Memuriyet Nüfuzunu Kötüye Kullanma Suçunun Cezası Nedir?
Suçun temel şekli için bir aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Keyfî işlemin siyasi amaçla veya kişisel çıkar sağlamak için yapılması ya da yapılmasının emredilmesi hâlinde, fiil başka bir suç oluşturmuyorsa altı aydan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmedilir.
Temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, failin kastının yoğunluğu, kullanılan yetkinin kapsamı, mağdur üzerindeki etkiler, askerî hizmete verilen zarar, eylemin süresi ve meydana gelen sonuçlar dikkate alınır.
Hapis cezasının ertelenmesi, seçenek yaptırımlara çevrilmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kişiselleştirme kurumları bakımından yalnızca genel ceza hukuku hükümlerine bakılması yeterli değildir. Askerî Ceza Kanunu’nda askerî suçlara özgü sınırlamalar bulunduğundan suçun niteliği, sonuç ceza ve failin askerî statüsü ayrıca değerlendirilmelidir.
AsCK 115 ile TCK 257 Arasındaki Fark Nedir?
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görev gereklerine aykırı hareket etmesi veya görevini yapmakta ihmal ya da gecikme göstermesi sonucunda kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına veya kişilere haksız menfaat sağlanmasına neden olmasını cezalandırır.
Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesi ise askerî hiyerarşi içerisinde amir veya üstün emir verme yetkisini ya da memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak keyfî işlem yapmasına odaklanır. Failin askerî hiyerarşik sıfatı, yetki veya nüfuzun kullanılması ve keyfî işlem yapılması bu suçun ayırt edici özellikleridir.
TCK 257 genel nitelikte, AsCK 115 ise askerî hizmet alanına özgü özel bir hükümdür. Somut olayda hangi hükmün uygulanacağı belirlenirken failin statüsü, fiilin askerî hizmetle bağlantısı, kullanılan yetkinin niteliği ve özel suçun bütün unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmelidir.
Aynı eylem için yalnızca suç başlığına bakılarak değerlendirme yapılması doğru değildir. Örneğin failin kamu görevlisi olması TCK 257’nin uygulanması için tek başına yeterli olmadığı gibi asker kişi olması da her yetki ihlalinin AsCK 115 kapsamında kalmasını sağlamaz.
Suça Teşebbüs Mümkün müdür?
Maddede hem keyfî işlemin yapılması hem de yapılmasının emredilmesi cezalandırılmıştır. Bu nedenle amir veya üstün keyfî işlemin yapılmasını emretmesiyle suç tamamlanabilir; emrin ast tarafından fiilen uygulanmaması her durumda suçun oluşmasını engellemez.
Fail doğrudan işlem yapmaya başlamış, ancak elinde olmayan nedenlerle işlemi tamamlayamamışsa teşebbüs hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir. Bununla birlikte suçun kanuni düzenlenişi ve somut hareketin hangi aşamada kaldığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Hazırlık hareketleri ise kural olarak cezalandırılmaz. Yalnızca düşünce açıklaması, henüz emir veya işlem niteliği kazanmamış görüşme ya da taslak hazırlığı suçun icrasına başlanıldığı anlamına gelmeyebilir.
Suça İştirak Mümkün müdür?
Suçun faili yalnızca kanunda belirtilen amir veya üst olabilir. Ancak bu sıfata sahip olmayan kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumluluğu gündeme gelebilir.
Keyfî emri veren amir ile emrin hukuka aykırı ve keyfî olduğunu bilerek uygulayan astın hukuki durumları aynı değildir. Astın sorumluluğu, emrin içeriği, hukuka aykırılığın açık olup olmadığı, astın emri yerine getirme yükümlülüğü ve fiilin başka bir suç oluşturup oluşturmadığı dikkate alınarak belirlenir.
Anayasa ve Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu uyarınca konusu suç teşkil eden emir yerine getirilemez. Böyle bir emri uygulayan kişi, “emir aldım” savunmasıyla her durumda sorumluluktan kurtulamaz. Buna karşılık hukuka aykırılığı açık olmayan ve hizmet emri görünümündeki işlemlerde astın kastı ayrıca kanıtlanmalıdır.
Birden Fazla Keyfî İşlemde Zincirleme Suç Oluşur mu?
Aynı suç işleme kararı kapsamında aynı kişiye karşı farklı zamanlarda birden fazla keyfî işlem yapılması hâlinde Türk Ceza Kanunu’nun zincirleme suça ilişkin hükümleri uygulanabilir.
Farklı kişilere yönelik işlemlerde ise mağdur sayısı, işlemlerin hukuki bağımsızlığı ve her davranışın ayrı bir suç oluşturup oluşturmadığı değerlendirilir. Birden fazla ast hakkında tek bir idari kararla işlem yapılması ile farklı tarihlerde bağımsız kararlar alınması aynı hukuki sonucu doğurmayabilir.
Örneğin yetkisi bulunmayan amirin belirli astları farklı tarihlerde sürekli biçimde mevzuata aykırı izne çıkarması, şartları varsa zincirleme suç kapsamında değerlendirilebilir. Ancak her olayın zaman, mağdur ve işlem bakımından ayrı incelenmesi gerekir.
Suçun İspatında Hangi Deliller Önemlidir?
Memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılması suçunda en önemli meselelerden biri, işlemin yalnızca hatalı değil keyfî olduğunun kanıtlanmasıdır. Bu nedenle failin amacı ve yetkinin nasıl kullanıldığı dolaylı delillerle de ortaya konulabilir.
Yazılı emirler, mesajlaşmalar, elektronik yazışmalar, nöbet ve izin çizelgeleri, görev dağılımları, personel dosyaları, kamera kayıtları, birlik defterleri, tutanaklar, sağlık sevk belgeleri, tanık anlatımları ve benzer durumdaki personele ilişkin uygulamalar delil olarak değerlendirilebilir.
İşlemin yazılı olmaması suçun ispatını imkânsız hâle getirmez. Askerî hiyerarşi içerisinde emirler sözlü olarak da verilebilir. Ancak yalnızca taraflar arasındaki husumete dayanan, başka hiçbir veriyle desteklenmeyen soyut iddialar mahkûmiyet için yeterli kabul edilmemelidir.
Savunma bakımından ilgili mevzuatın, görev tanımının, emir-komuta ilişkisinin ve işlemin hizmet gerekçesinin ortaya konulması önem taşır. İşlemin benzer durumdaki bütün personele uygulandığını gösteren kayıtlar keyfîlik iddiasını zayıflatabilir. Buna karşılık yalnızca belirli bir kişiye farklı uygulama yapıldığını gösteren belgeler iddiayı güçlendirebilir.
Memuriyet Nüfuzunu Kötüye Kullanma Suçunda Soruşturma İzni Gerekir mi?
Asker kişilerin işledikleri askerî suçların soruşturulması, 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nun ek hükümleri uyarınca kural olarak soruşturma iznine tabidir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri bu kuralın istisnasını oluşturur.
Yetkili merci, suçun öğrenilmesinden itibaren ön inceleme dâhil belirli süre içerisinde soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi konusunda karar verir. Karar Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında inceleme yapılan kişiye ve varsa şikâyetçiye bildirilir.
Soruşturma izni verilmemesi kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde itiraz edilebilir. General ve amiraller yönünden itiraz mercii Danıştay Birinci Dairesi; diğer asker kişiler yönünden ise yetkili merciin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesidir.
İhbar veya şikâyetin doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına yapılması mümkündür. Ancak savcılık, soruşturma iznine tabi bir askerî suç bulunduğunu tespit ettiğinde gerekli izin sürecinin işletilmesini ister. Suç vasfının başlangıçta yanlış belirlenmesi, görev ve izin konusunda uyuşmazlığa yol açabileceğinden olayın bütün belgelerle açıklanması önemlidir.
Askerî Mahkemeler Kaldırıldıktan Sonra Hangi Mahkeme Görevlidir?
Askerî mahkemelerin kaldırılmasından sonra askerî suçlara ilişkin ceza yargılamaları genel adli yargı mercilerinde yürütülmektedir. Soruşturma Cumhuriyet başsavcılıklarınca, kovuşturma ise suçun niteliği ve öngörülen ceza dikkate alınarak görevli ceza mahkemesinde gerçekleştirilir.
Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlenen suç bakımından görevli mahkemenin belirlenmesinde kanuni cezanın üst sınırı ve genel görev kuralları dikkate alınır. Somut olayda daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçun bulunması veya suçların birlikte işlenmesi görevli mahkemeyi etkileyebilir.
Askerî Yargıtay kaldırılmış olmakla birlikte geçmiş dönemde verilen kararlar, suçun unsurlarının ve özellikle keyfî işlem kavramının yorumlanmasında önemini bütünüyle kaybetmiş değildir. Ancak güncel yargılamalar genel adli yargı sistemi içerisinde ve yürürlükteki ceza muhakemesi hükümlerine göre yapılır.
Ceza Soruşturması ile Disiplin Soruşturması Birlikte Yürütülebilir mi?
Amirin veya üstün yetkisini kötüye kullanması hem askerî suç hem de disiplin ihlali niteliği taşıyabilir. Bu durumda ceza soruşturması ile 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu kapsamında disiplin soruşturması ayrı ayrı yürütülebilir.
Ceza ve disiplin sorumluluğunun amaçları ve değerlendirme ölçütleri farklıdır. Ceza davası açılmaması veya beraat kararı verilmesi, her durumda disiplin cezası uygulanamayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte ceza mahkemesinin fiilin hiç gerçekleşmediği veya kişi tarafından işlenmediği yönündeki kesin tespitleri disiplin makamlarınca göz ardı edilemez.
Aynı şekilde disiplin soruşturmasında ceza verilmemiş olması, fiilin ceza hukuku yönünden soruşturulmasını otomatik olarak engellemez. Her iki süreçte de deliller ayrı değerlendirilmekle birlikte kararlar arasında açık bir çelişki oluşmaması gerekir.
Şikâyetten Vazgeçme Davayı Düşürür mü?
Memuriyet nüfuzunun sair suretle kötüye kullanılması suçu, şikâyete bağlı bir suç değildir. Yetkili makamlar tarafından öğrenildiğinde soruşturma süreci resen işletilebilir.
Mağdurun daha sonra şikâyetinden vazgeçmesi kamu davasını kendiliğinden düşürmez. Bununla birlikte mağdurun beyanındaki değişiklikler, olayın ispatı ve delillerin güvenilirliği bakımından değerlendirilir.
Şikâyetin askerî hiyerarşi içerisindeki baskı, görev yeri endişesi veya misilleme korkusu altında geri çekildiği ileri sürülüyorsa bu husus da araştırılmalıdır. Özellikle yazılı belgeler ve diğer personelin anlatımları yalnızca şikâyetçinin son beyanına bağlı kalınmadan incelenmelidir.
Memuriyet Nüfuzunu Kötüye Kullanma İddiasında Nasıl Hareket Edilmelidir?
İddiada bulunan kişinin olayları tarih, yer, işlem, emir ve tanık bilgileriyle somutlaştırması gerekir. “Amir bana sürekli keyfî davranıyor” şeklindeki genel ifadeler yerine hangi işlemin hangi mevzuata aykırı olduğu, benzer durumdaki personele nasıl davranıldığı ve failin nüfuzunu ne şekilde kullandığı açıklanmalıdır.
Yazılı emirler, nöbet listeleri, izin talepleri, ret cevapları, mesajlar, sağlık belgeleri ve tutanaklar korunmalıdır. Sözlü emir söz konusuysa emrin kimlerin yanında verildiği, ne zaman uygulandığı ve sonuçlarının ne olduğu kayıt altına alınmalıdır.
Hakkında soruşturma yürütülen kişi bakımından ise işlem tarihindeki yetki düzeni, görev tanımı ve hizmet ihtiyacı ortaya konulmalıdır. Keyfîlik iddiası bulunan işlemin objektif gerekçesi belgelerle açıklanmalı; sonradan oluşturulmuş izlenimi veren çelişkili savunmalardan kaçınılmalıdır.
Memuriyet Nüfuzunun Kötüye Kullanılmasında Hukuki Değerlendirmenin Önemi
Askerî hizmetin gerektirdiği disiplin ile amir veya üstün keyfî davranışları birbirinden ayrılmalıdır. Askerî görevlerin zor, yoğun veya hiyerarşik olması tek başına yetkinin kötüye kullanıldığını göstermez. Buna karşılık askerî disiplin kavramı da kişisel husumeti, ayrımcılığı veya hizmet dışı çıkarları örtmek için kullanılamaz.
Sağlıklı bir hukuki değerlendirmede öncelikle failin yetkisi tespit edilmeli, ardından yapılan işlemin mevzuattaki dayanağı araştırılmalı ve son olarak işlemin objektif hizmet gereklerine mi yoksa keyfî bir amaca mı dayandığı belirlenmelidir.
Ceza sorumluluğu, işlemin idari yönden hukuka aykırı bulunmasından daha dar bir alana sahiptir. İdari işlemin iptali için yetki, şekil, sebep, konu veya amaç unsurlarından birindeki hukuka aykırılık yeterli olabilirken ceza mahkûmiyeti için suçun bütün unsurlarının her türlü makul şüpheden uzak biçimde kanıtlanması gerekir.
Bu nedenle Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesi ne amirin bütün hatalı kararlarını cezalandıran sınırsız bir hüküm ne de askerî hiyerarşi içerisindeki keyfî davranışları cezasız bırakan dar bir düzenleme olarak yorumlanmalıdır. Somut olayda yetki, nüfuz, mevzuata aykırılık, keyfîlik ve kast unsurları ayrı ayrı incelenmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Memuriyet nüfuzunun sair suretle kötüye kullanılması ne demektir?
Amir veya üstün emir verme yetkisini ya da görevinden kaynaklanan nüfuzunu, mevzuatın öngörmediği şekilde kullanarak bir gerçek veya tüzel kişi ya da ast hakkında keyfî işlem yapması veya yaptırmasıdır.
Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesindeki suçun cezası nedir?
Suçun temel şekli için bir aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. İşlemin siyasi amaçla veya kişisel çıkar sağlamak için yapılması hâlinde, fiil başka bir suç oluşturmuyorsa altı aydan aşağı olmamak üzere hapis cezası verilir.
Her mevzuata aykırı emir bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Mevzuata aykırılığın yanında emir verme yetkisinin veya memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılması ve keyfî işlem yapılması gerekir. Basit yorum hataları veya hizmet gereklerine dayanan tartışmalı kararlar her durumda suç oluşturmaz.
Komutanın astına sürekli ağır görev vermesi suç mudur?
Görev dağılımı gerçek hizmet ihtiyacına ve objektif ölçütlere dayanıyorsa suç oluşmaz. Ancak belirli bir astı cezalandırmak, yıldırmak veya kişisel husumet nedeniyle sistematik biçimde ağır görevlere yönlendirmek, diğer unsurlar da varsa AsCK 115 kapsamında değerlendirilebilir.
Amir astına özel iş yaptırırsa suç oluşur mu?
Astın askerî hizmetle ilgisi bulunmayan kişisel işlerde çalıştırılması, amirin nüfuzunu kişisel çıkarı için kullanması anlamına gelebilir. Fiilin özelliklerine göre Askerî Ceza Kanunu’nun 115. maddesinin nitelikli hâli veya başka suç hükümleri gündeme gelebilir.
Astın lehine yapılan keyfî işlem de suç olabilir mi?
Evet. Suçun oluşması için işlemin mutlaka astın zararına olması gerekmez. Yetkisiz biçimde izin, ayrıcalık veya menfaat sağlanması da askerî hizmet düzenini bozduğu için keyfî işlem sayılabilir.
Amir yalnızca emir verir, işlem uygulanmazsa suç oluşur mu?
Kanun, keyfî işlemi yapan kadar yapılmasını emreden amir veya üstü de cezalandırmaktadır. Bu nedenle keyfî işlemin yapılması yönündeki emrin verilmesiyle suç tamamlanabilir.
Memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçu taksirle işlenebilir mi?
Hayır. Suç kasten işlenebilir. Failin yetkisini veya nüfuzunu kullandığını ve keyfî işlem yaptığını bilmesi ve istemesi gerekir.
Kişisel çıkar mutlaka para sağlamak mıdır?
Hayır. Kişisel çıkar maddi veya manevi olabilir. Ücretsiz mal veya hizmet elde edilmesi, özel işin asta yaptırılması, bir yakına ayrıcalık sağlanması veya failin kişisel ihtiyacının askerî imkânlarla karşılanması kişisel çıkar kapsamında değerlendirilebilir.
AsCK 115 ile görevi kötüye kullanma suçu arasındaki fark nedir?
AsCK 115, askerî hiyerarşi içerisinde amir veya üstün emir verme yetkisini ya da memuriyet nüfuzunu kullanarak keyfî işlem yapmasını düzenleyen özel hükümdür. TCK 257 ise kamu görevlilerinin görev gereklerine aykırı davranışlarına ilişkin genel bir suç düzenlemesidir.
Suçun soruşturulması şikâyete bağlı mıdır?
Hayır. Suç şikâyete bağlı değildir. Yetkili makamların olayı öğrenmesi üzerine gerekli izin ve soruşturma süreci resen yürütülebilir.
Şikâyetten vazgeçilirse soruşturma sona erer mi?
Hayır. Şikâyetten vazgeçme kamu davasını kendiliğinden düşürmez. Ancak mağdurun beyan değişikliği delillerin değerlendirilmesinde dikkate alınabilir.
Askerî suçlarda soruşturma izni gerekir mi?
Asker kişilerin işledikleri askerî suçlar kural olarak soruşturma iznine tabidir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri istisnadır. İzin verilmemesi kararına karşı tebliğden itibaren on gün içinde itiraz edilebilir.
Soruşturma izni verilmemesi kararına nereye itiraz edilir?
General ve amiraller yönünden Danıştay Birinci Dairesine, diğer asker kişiler yönünden yetkili merciin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilir.
Askerî mahkemeler kaldırıldığı için davaya hangi mahkeme bakar?
Askerî suçlara ilişkin davalar artık genel adli yargı içerisinde görülmektedir. Görevli ceza mahkemesi suçun niteliği, cezanın üst sınırı ve birlikte yargılanması gereken başka suçların bulunup bulunmadığına göre belirlenir.
Aynı fiil nedeniyle hem ceza hem disiplin soruşturması yapılabilir mi?
Evet. Fiil hem askerî suç hem de disiplin ihlali niteliği taşıyorsa ceza ve disiplin soruşturmaları birlikte veya ayrı zamanlarda yürütülebilir. Ancak ceza mahkemesinin fiilin gerçekleşmediğine veya kişi tarafından işlenmediğine ilişkin kesin tespitleri disiplin makamları açısından da önem taşır.
Memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçunda hangi deliller önemlidir?
Yazılı ve sözlü emirler, mesajlar, nöbet ve izin çizelgeleri, görev dağılımları, birlik defterleri, kamera kayıtları, sağlık belgeleri, tanık anlatımları ve benzer durumdaki personele ilişkin uygulamalar önem taşır. İşlemin hizmet amacı mı yoksa keyfî bir amaç mı taşıdığı delillerin bütünüyle belirlenir.
