Geçmiş Sağlık Tanılarının Yeniden Değerlendirilmesi

4 Temmuz 2026 tarihli ve 33300 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte […]

4 Temmuz 2026 tarihli ve 33300 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile kişisel sağlık verilerinin değerlendirilmesi bakımından önemli bir hukuki düzenleme yürürlüğe girmiştir. Yapılan değişiklikle, kişilerin geçmişte kendilerine konulmuş hastalık tanılarının güncel sağlık durumları esas alınarak yeniden değerlendirilmesi mümkün hâle getirilmiş; özellikle kamu personeli alımları, mesleğe giriş işlemleri ve sağlık yeterliliğinin arandığı diğer süreçlerde geçmiş sağlık kayıtlarının kullanılmasına ilişkin yeni esaslar belirlenmiştir.

Düzenlemenin en dikkat çekici yönü, geçmişte konulmuş bir hastalık tanısının kişinin mevcut sağlık durumunda bulunmadığının yetkili sağlık kurulu tarafından tespit edilmesi hâlinde, ilgili mevzuatta yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, geçmiş tanının sonraki idari işlemlerde esas alınamayacağının açıkça hüküm altına alınmasıdır. Böylece sağlık kayıtlarında yer alan geçmiş bir tanının, kişinin güncel sağlık durumundan bağımsız biçimde ve süresiz olarak aleyhine değerlendirilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Özellikle polislik, askerî personel alımları, kamu görevliliği ve belirli sağlık şartlarının arandığı mesleklerde, adayların geçmişte aldıkları hastalık tanıları nedeniyle sağlık yönünden elenmeleri uygulamada önemli hukuki uyuşmazlıklara neden olmaktadır. Kimi zaman tek bir muayene sonucunda sisteme işlenen tanı, hastalığın sonradan iyileşmesine veya kişinin herhangi bir sağlık sorununun kalmamasına rağmen yıllar sonra gerçekleştirilen mesleğe giriş değerlendirmelerinde yeniden karşısına çıkabilmektedir. Yeni düzenleme, bu tür uyuşmazlıklar bakımından güncel sağlık durumunun tespit edilmesini ve hukuki değerlendirmede dikkate alınmasını sağlayan önemli bir başvuru imkânı getirmiştir.

Yönetmeliğe Eklenen 13/A Maddesinin Hukuki Niteliği

Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğe eklenen 13/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca, ilgililer önceden konulmuş hastalık tanılarının güncel sağlık durumları esas alınarak yeniden değerlendirilmesini talep edebilecektir. Böylelikle geçmişte konulmuş bir tanının yeniden incelenmesi, yalnızca bu tanının ilk kaydedildiği tarihte hatalı olduğunun ileri sürülmesine bağlı olmaktan çıkarılmıştır.

Bu düzenlemenin hukuki açıdan taşıdığı önem, geçmişte doğru olarak konulmuş bir hastalık tanısının dahi kişinin güncel sağlık durumunda artık mevcut olmayabileceğinin kabul edilmesidir. Nitekim hastalıklar sürekli ve değişmez nitelikte değildir. Bazı hastalıklar tedavi sonucunda tamamen iyileşebilmekte, belirli rahatsızlıklar zaman içerisinde ortadan kalkabilmekte veya önceden konulmuş bir tanı, kişinin mevcut klinik durumu bakımından artık geçerliliğini yitirebilmektedir.

Örneğin geçmişte anksiyete bozukluğu, depresyon veya geçici nitelikte başka bir sağlık sorunu nedeniyle tanı konulan kişinin, uygulanan tedavi sonrasında iyileşmiş olması mümkündür. Bu durumda geçmiş tanının sağlık kayıtlarında bulunmaya devam etmesi ile kişinin hâlen aynı hastalığa sahip olduğunun kabul edilmesi birbirinden farklı hususlardır. Yönetmeliğin 13/A maddesi de bu ayrımı esas alarak ilgililere güncel sağlık durumlarını yetkili bir sağlık kurulu aracılığıyla yeniden tespit ettirebilme hakkı tanımaktadır.

Bununla birlikte düzenleme, geçmişte konulmuş her tanının başvuru üzerine kaldırılacağını veya kişinin talebi doğrultusunda geçersiz sayılacağını öngörmemektedir. Yeniden değerlendirme sonucunda hastalığın güncel sağlık durumunda bulunmadığının tıbben belirlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla yeniden değerlendirme hakkının kullanılması ile bu değerlendirme sonucunda kişi lehine rapor düzenlenmesi birbirinden ayrı aşamalardır.

Geçmiş Hastalık Tanılarının Yeniden Değerlendirilmesi Nasıl Yapılacaktır?

Yönetmeliğin 13/A maddesinde geçmiş tanının hangi sağlık kurulu tarafından yeniden değerlendirileceği, tanıyı ilk koyan sağlık merciinin niteliğine göre belirlenmiştir.

Buna göre geçmişte tek hekim tarafından konulmuş bir hastalık tanısının yeniden değerlendirilmesi, üç hekimli sağlık kurulu tarafından gerçekleştirilecektir. Buna karşılık daha önce üç hekimli sağlık kurulu veya tam teşekküllü sağlık kurulu tarafından konulmuş tanıların yeniden değerlendirilmesi yalnızca tam teşekküllü sağlık kurulu tarafından yapılabilecektir.

Düzenleme, tanıyı ilk koyan merci ile yeniden değerlendirme yapacak sağlık kurulu arasında belirli bir yetki ve inceleme düzeyi oluşturmuştur. Böylelikle özellikle geçmişte sağlık kurulu tarafından konulmuş bir tanının, tek hekim tarafından düzenlenen raporla etkisiz hâle getirilmesinin önüne geçilmiştir.

Başvuru sonucunda kişinin güncel sağlık durumu değerlendirilerek durum bildirir sağlık kurulu raporu düzenlenecektir. Bu raporun hukuki önem taşıması için yalnızca kişinin genel sağlık durumunun iyi olduğunun belirtilmesi yeterli olmayabilir. Başvuruya konu geçmiş tanının, güncel sağlık durumunda bulunup bulunmadığının açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Nitekim Yönetmeliğin ikinci fıkrasında öngörülen hukuki sonuçların ortaya çıkabilmesi, geçmişte konulmuş tanının kişinin güncel durumunda bulunmadığını belirten bir durum bildirir sağlık kurulu raporunun alınmasına bağlanmıştır. Bu nedenle raporun kapsamı, içeriği ve hangi tanı hakkında düzenlendiği, sonraki idari işlemlerde belirleyici olacaktır.

Geçmişte Konulan Hastalık Tanıları İşe Girişte Engel Olmaya Devam Edecek mi?

Yönetmelik değişikliğinin en önemli sonucu, 13/A maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu hükme göre, geçmişte konulmuş bir tanının kişinin güncel sağlık durumunda bulunmadığı sağlık kurulu raporuyla belirlenmişse, söz konusu tanı esas alınarak gerçekleştirilecek iş ve işlemlerde yeni rapor doğrultusunda hareket edilmesi gerekmektedir.

Aynı fıkrada, ilgili mevzuatta yer alan düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, işe giriş süreçleri başta olmak üzere tüm süreçlerde geçmişte alınmış tanıların esas alınamayacağı ve yeniden değerlendirme sonucunda düzenlenen durum bildirir sağlık kurulu raporunun dikkate alınacağı açıkça belirtilmiştir.

Bu hüküm, geçmiş sağlık kayıtlarının idari işlemlerde kullanılmasına ilişkin önemli bir hukuki sınır getirmektedir. Güncel sağlık kurulu raporuyla artık mevcut olmadığı tespit edilen bir hastalığın, yalnızca geçmiş sağlık kayıtlarında yer alması nedeniyle kişiye karşı kullanılabilmesi kural olarak mümkün olmayacaktır. Ancak bu sonucun uygulanmasında ilgili mesleğe veya işleme özgü sağlık şartlarının ayrıca değerlendirilmesi zorunludur.

Örneğin geçmişte geçici bir rahatsızlık nedeniyle hastalık tanısı konulan ve daha sonraki yıllarda tamamen iyileşen kişinin, yeni bir işe giriş sürecinde yalnızca eski tanı kaydına dayanılarak sağlık yönünden yetersiz kabul edilmesi, 13/A maddesi kapsamında hukuki tartışmaya konu olabilecektir. Kişinin güncel sağlık durumunda ilgili hastalığın bulunmadığını ortaya koyan usulüne uygun sağlık kurulu raporu mevcutsa idarenin bu raporu değerlendirme dışında bırakması, işlemin hukuka uygunluğunu etkileyebilecektir.

Bununla birlikte yeni düzenlemenin, bütün mesleklerde geçmiş hastalıkların hiçbir şekilde dikkate alınamayacağı veya sağlık şartlarının ortadan kaldırıldığı şeklinde yorumlanması doğru değildir. Yönetmelikteki özel mevzuat hükümlerine ilişkin istisna, özellikle güvenlik ve kamu hizmetinin niteliği gereği özel sağlık yeterliliği aranan meslekler bakımından önem taşımaktadır.

Polislik, POMEM, PMYO ve PAEM Sağlık Şartları Bakımından Değerlendirme

Yönetmelik değişikliğinin uygulamada önem taşıyacağı alanlardan biri, polis adaylarının sağlık yeterliliğine ilişkin işlemlerdir. Polis Meslek Eğitim Merkezleri (POMEM), Polis Meslek Yüksekokulları (PMYO) ve Polis Amirleri Eğitimi Merkezi (PAEM) kapsamında gerçekleştirilen sağlık değerlendirmelerinde, adayların mevcut sağlık durumlarının yanı sıra geçmiş hastalık, muayene ve tedavi kayıtları da ilgili sağlık mevzuatı çerçevesinde incelenebilmektedir.

Özellikle ruh sağlığı ve hastalıkları bakımından geçmiş psikiyatrik tanılar, muayene kayıtları ve ilaç kullanımları, adayların sağlık şartlarını taşıyıp taşımadıklarının belirlenmesinde önemli uyuşmazlıklara neden olabilmektedir. Bazı durumlarda geçmişte konulmuş bir tanının dayanağı olan klinik bulgular yeterince incelenmeden veya kişinin güncel sağlık durumu ile geçmiş tanı arasındaki ilişki açıklığa kavuşturulmadan sağlık yönünden elenme işlemleri tesis edilebilmektedir.

Yeni düzenleme, bu tür uyuşmazlıklarda geçmiş tanının güncel durum bakımından yeniden değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Örneğin yıllar önce psikiyatrik bir tanı konulan adayın, yetkili sağlık kurulundan söz konusu rahatsızlığın güncel sağlık durumunda bulunmadığını belirten rapor alması hâlinde, bu raporun idari değerlendirmede dikkate alınması gerekecektir.

Ancak burada üzerinde durulması gereken husus, Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’nin kendi içerisinde geçmiş hastalıklar, geçirilmiş rahatsızlıklar ve belirli tıbbi durumlar hakkında özel hükümler içermesidir. Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin 13/A maddesinde de ilgili mevzuattaki düzenlemeler saklı tutulduğundan, yeni durum bildirir sağlık kurulu raporunun alınması her durumda polisliğe girişe engel sağlık şartlarının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.

Bu nedenle polis adayları yönünden yapılacak hukuki değerlendirmede, geçmiş tanının niteliği, tanının konulduğu tarihteki tıbbi bulgular, güncel sağlık kurulu raporunun içeriği ve Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’nin ilgili hükümleri birlikte incelenmelidir. Özellikle geçmişteki bir hastalığın varlığını bağımsız bir sağlık engeli olarak düzenleyen özel hükümler ile yalnızca güncel hastalık durumuna ilişkin değerlendirme yapılmasını gerektiren hükümler birbirinden ayrılmalıdır.

Kanaatimizce yeni düzenleme, geçmiş sağlık kayıtlarının hiçbir tıbbi değerlendirme yapılmaksızın ve tek başına kesin bir elenme gerekçesi olarak kullanılmasına karşı önemli bir hukuki dayanak oluşturmaktadır. Bununla birlikte somut olayda uygulanacak özel sağlık şartının geçmiş tanıyı mı, geçirilmiş hastalığı mı yoksa mevcut sağlık durumunu mu esas aldığı ayrıca belirlenmelidir.

Uzman Erbaş, Astsubay, Subay ve Jandarma Personeli Alımlarında Hukuki Sonuçlar

Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde gerçekleştirilen personel alımlarında sağlık yeterliliği, mesleğe kabul bakımından temel şartlardan biridir. Adayların sağlık durumları, ilgili sağlık yeteneği mevzuatı kapsamında değerlendirilmekte ve belirlenen sağlık kriterlerini karşılamayan kişiler hakkında mesleğe alınmama veya adaylık işlemlerinin sonlandırılması yönünde kararlar verilebilmektedir.

Bu süreçlerde de geçmiş hastalık tanılarının önemi bulunmaktadır. Özellikle e-Nabız kayıtlarında yer alan tanılar, önceki sağlık kurulu kararları ve geçmiş tedavi bilgileri, adayın ilgili mesleğe sağlık yönünden elverişli olup olmadığının belirlenmesinde etkili olabilmektedir.

4 Temmuz 2026 tarihli düzenleme ile geçmiş tanıların yeniden değerlendirilmesi imkânının tanınması, askerî personel ve jandarma personeli adayları bakımından da önem taşımaktadır. Geçmişte konulmuş bir tanının kişinin güncel sağlık durumunda bulunmadığının yetkili sağlık kurulu tarafından tespit edilmesi, bu tanının aday hakkında gerçekleştirilecek sağlık değerlendirmesinde hangi ölçüde esas alınabileceği konusunda yeni bir hukuki değerlendirme yapılmasını gerektirecektir.

Bununla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği hükümleri ayrıca uygulanmaya devam etmektedir. Dolayısıyla genel nitelikteki kişisel sağlık verileri düzenlemesinin, mesleğe özgü sağlık yeteneği koşullarını bütünüyle ortadan kaldırdığı kabul edilemez.

Burada belirleyici olan, aday hakkında geçmişte konulmuş tanının güncel sağlık durumuyla bağlantısı ve özel sağlık mevzuatının aradığı şartlardır. Geçmiş hastalığın varlığını tek başına sağlık engeli sayan özel bir düzenleme bulunması ile yalnızca mevcut hastalık nedeniyle sağlık yönünden elverişsizlik kararı verilmesi birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğurabilecektir.

Bu kapsamda geçmiş tanının güncel sağlık durumunda bulunmadığını ortaya koyan sağlık kurulu raporu, özellikle mesleğe alınmama işlemlerine karşı ileri sürülebilecek önemli bir delil niteliğindedir. Ancak raporun varlığı, kişinin ilgili mesleğe otomatik olarak kabul edilmesini sağlamayacağı gibi özel sağlık şartlarının ayrıca incelenmesi gerekliliğini de ortadan kaldırmamaktadır.

Hatalı Sağlık Tanısının Düzeltilmesi ile Geçmiş Tanının Yeniden Değerlendirilmesi Arasındaki Fark

Yönetmelik değişikliğinin doğru uygulanabilmesi için kişisel sağlık verilerinin düzeltilmesi ile geçmiş sağlık tanılarının yeniden değerlendirilmesi arasındaki hukuki ayrımın ortaya konulması gerekmektedir.

Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesi, sehven oluşturulan sağlık verilerinin düzeltilmesini düzenlemektedir. Bu kapsamda kişi, kendisi hakkında hatalı oluşturulduğunu ileri sürdüğü sağlık verisinin düzeltilmesini, verinin oluşturulduğu sağlık hizmeti sunucusunun bağlı bulunduğu il sağlık müdürlüğünden talep edebilmektedir.

Buna karşılık yeni eklenen 13/A maddesi, geçmişte konulmuş bir tanının güncel sağlık durumu esas alınarak yeniden değerlendirilmesini konu almaktadır. Bu başvuruda geçmiş tanının ilk konulduğu tarihte mutlaka hatalı olduğunun ispatlanması gerekmemektedir. Önemli olan, söz konusu tanının kişinin güncel sağlık durumunda bulunup bulunmadığının yetkili sağlık kurulunca değerlendirilmesidir.

Örneğin kişinin geçmişte hiç sahip olmadığı bir hastalığın, kayıt hatası veya başka bir sebeple sağlık sistemine işlenmiş olması durumunda öncelikle 13. madde kapsamında veri düzeltme yolunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna karşılık geçmişte gerçekten var olan ancak zaman içerisinde iyileşen bir hastalığın güncel sağlık durumunda artık bulunmadığının belirlenmesi için 13/A maddesi kapsamında başvuruda bulunulabilecektir.

Bu ayrımın hukuki sonucu da farklıdır. Hatalı sağlık verisinin düzeltilmesi, kaydın doğruluğuna ilişkin bir işlemdir. Yeniden değerlendirme ise geçmiş tanının güncel sağlık durumu bakımından taşıdığı tıbbi ve hukuki etkinin belirlenmesine yöneliktir.

Dolayısıyla 13/A maddesi kapsamında alınan rapor, geçmişteki tanının hiç konulmamış sayılmasını veya sağlık geçmişinden kendiliğinden silinmesini sağlamamaktadır. Yeni raporun temel işlevi, geçmişteki tanının kişinin güncel sağlık durumunda bulunmadığını ortaya koyarak sonraki iş ve işlemlerde bu durumun dikkate alınmasını sağlamaktır.

E-Nabız Sistemindeki Geçmiş Hastalık Tanıları Silinecek mi?

Yeni düzenlemenin, geçmişteki sağlık tanılarının e-Nabız sisteminden otomatik olarak silinmesine imkân tanıdığı yönünde değerlendirilmesi doğru değildir. Yönetmeliğin 13/A maddesinde düzenlenen hak, esas itibarıyla geçmiş tanının yeniden değerlendirilmesi ve sonucunda güncel sağlık durumunu ortaya koyan bir rapor düzenlenmesidir.

Sağlık kayıtlarının tutulması, düzeltilmesi, saklanması ve gerektiğinde imha edilmesi birbirinden farklı hukuki süreçlerdir. Geçmişte doğru biçimde konulmuş bir tanının sonradan iyileşme nedeniyle güncel sağlık durumunda bulunmaması, bu tanının geçmişte var olduğu bilgisinin mutlaka silinmesini gerektirmez.

Bu nedenle yeni sağlık kurulu raporu alınmasıyla geçmiş tanının e-Nabız sisteminden kendiliğinden kaldırılacağı düşünülmemelidir. Bunun yerine, güncel raporun ilgili idari süreçte hangi sonuçları doğuracağı değerlendirilmelidir.

Yönetmeliğin 13. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik de sağlık verilerinin düzeltilmesi süreçleri bakımından önem taşımaktadır. Yeni hükme göre, Genel Müdürlük tarafından gerçekleştirilen düzeltme işlemi, ilgili başvuruyla sınırlı olarak sağlık hizmeti sunucusunun kendi veri tabanında da gerçekleştirilecektir. Bununla birlikte aynı veriyi işleyen diğer kurum ve kuruluşların veri tabanlarında düzeltme yapılması, ilgili kurum veya kuruluş tarafından kendi mevzuatı çerçevesinde değerlendirilecektir.

Dolayısıyla sağlık verisine ilişkin düzeltmenin bir sistemde gerçekleştirilmiş olması, bu verinin bulunduğu bütün kurumsal veri tabanlarında kendiliğinden aynı işlemin yapılacağı anlamına gelmemektedir. Kişinin hukuki menfaatinin korunması bakımından gerektiğinde ilgili diğer kurumlara da başvurulması söz konusu olabilecektir.

Kişisel Verilerin Korunması, Güncellik İlkesi ve Anayasal Haklar

Yapılan değişiklik, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile güvence altına alınan kişisel verilerin korunması hakkı bakımından da değerlendirilmelidir. Anılan Kanun’un 4. maddesi uyarınca kişisel verilerin doğru ve gerektiğinde güncel olması, belirli ve meşru amaçlarla işlenmesi, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü şekilde kullanılması gerekmektedir.

Sağlık verileri ise kişilerin özel hayatıyla doğrudan bağlantılı olması nedeniyle aynı Kanun’un 6. maddesi kapsamında özel nitelikli kişisel veri olarak korunmaktadır. Bu verilerin işlenmesi, yalnızca ilgili mevzuatta öngörülen şartlar çerçevesinde mümkündür.

Geçmişte kişiye konulmuş bir hastalık tanısının sağlık kayıtlarında yer alması, bu kaydın her durumda kişinin mevcut sağlık durumunu doğru biçimde yansıttığı anlamına gelmemektedir. Özellikle yıllar önce konulmuş ve güncelliğini yitirmiş bir tanının, kişinin mesleğe giriş hakkını etkileyen işlemlerde kesin ve değişmez bir tıbbi veri olarak kabul edilmesi, kişisel verilerin doğruluğu ve güncelliği ilkeleri bakımından tartışma yaratmaktadır.

Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile 17. maddesinde korunan kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı, bu düzenlemenin anayasal değerlendirmesinde önem taşımaktadır. Aynı şekilde çalışma hakkına ilişkin 49. madde ve kamu hizmetlerine girme hakkını düzenleyen 70. madde, özellikle mesleğe giriş süreçlerinde tesis edilen sağlık yönünden elenme işlemlerinin değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır.

Kamu hizmetlerine girişte aranan sağlık şartlarının, yerine getirilecek görevin niteliğine uygun ve kamu yararı bakımından gerekli olması mümkündür. Bununla birlikte bu şartların uygulanmasında kişilerin güncel sağlık durumunun göz ardı edilmesi veya hukuken ve tıbben açıklanamayan kabuller üzerinden mesleğe erişimin sınırlandırılması, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkeleri yönünden sorun oluşturabilecektir.

Geçmiş Sağlık Tanısı Nedeniyle Mesleğe Alınmayan Kişiler Yeni Düzenlemeden Yararlanabilir mi?

Yönetmelik değişikliğinin yürürlüğe girmesinden önce geçmiş hastalık tanıları nedeniyle kamu personeli alımlarından elenen veya adaylık işlemleri sonlandırılan kişilerin hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.

Öncelikle yeni düzenlemede, daha önce tesis edilen bütün sağlık yönünden elenme işlemlerinin kendiliğinden geçersiz olacağına veya bu kişiler hakkında otomatik olarak yeniden değerlendirme yapılacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.

Buna karşılık geçmişteki hastalık tanısı nedeniyle mesleğe alınmayan kişilerin, 13/A maddesi kapsamında güncel sağlık durumlarının yeniden değerlendirilmesini talep etmeleri mümkündür. Bu başvuru sonucunda alınacak sağlık kurulu raporu, özellikle devam eden idari başvurular, yeni personel alımları veya henüz sonuçlanmamış yargısal süreçlerde hukuki önem taşıyabilecektir.

Ancak daha önce kesinleşmiş idari işlemler ile kesinleşmiş yargı kararlarının durumu farklıdır. Yeni sağlık kurulu raporu alınması, geçmişteki idari işlemi kendiliğinden ortadan kaldırmaz ve süresi dolmuş dava açma hakkını otomatik olarak yeniden başlatmaz. Aynı şekilde önceki bir personel alımında elenen kişinin, yeni rapor nedeniyle doğrudan mesleğe kabul edilmesi yönünde genel bir hak doğduğundan söz edilemez.

Bu kişiler yönünden yapılacak değerlendirmede önceki işlemin tarihi, dayandığı sağlık mevzuatı, hukuki sürecin hangi aşamada bulunduğu, yeni raporun içeriği ve ilgili idarenin yeniden işlem tesis etme yetkisi birlikte incelenmelidir.

Özellikle geçmiş tanıya dayanılarak tesis edilmiş bir işleme karşı açılan ve hâlen devam eden iptal davalarında, yeni sağlık kurulu raporunun dosyaya sunulması önemli olabilir. Bununla birlikte idari işlemlerin hukuka uygunluğu kural olarak tesis edildikleri tarihteki hukuki ve fiilî koşullara göre değerlendirildiğinden, sonradan alınmış bir raporun geçmişteki işlemin hukuka aykırılığını her durumda ortaya koyduğu kabul edilemez. Raporun geçmiş tanının tıbbi dayanağına ilişkin tespitler içerip içermediği ve uyuşmazlığa etkisi somut olay özelinde değerlendirilmelidir.

Sağlık Kurulu Raporuna Rağmen Geçmiş Tanının Esas Alınması Durumunda Ne Yapılabilir?

Yönetmeliğin 13/A maddesi kapsamında usulüne uygun şekilde düzenlenen ve geçmiş tanının güncel sağlık durumunda bulunmadığını belirten sağlık kurulu raporuna rağmen, ilgili idarece yalnızca eski tanıya dayanılarak olumsuz işlem tesis edilmesi hâlinde, bu işlemin hukuka uygunluğu tartışılabilecektir.

Bu tür uyuşmazlıklarda öncelikle idarenin hangi hukuki düzenlemeyi uyguladığı ve hangi tıbbi gerekçelerle olumsuz karar verdiği belirlenmelidir. Zira güncel sağlık kurulu raporunun dikkate alınmaması ile ilgili mesleğe özgü sağlık mevzuatında açıkça düzenlenmiş özel bir engelin uygulanması aynı hukuki nitelikte değildir.

İdarenin kararında geçmiş sağlık kaydının bulunduğuna işaret etmesi, tek başına yeterli ve her durumda hukuka uygun bir gerekçe olarak kabul edilemez. Özellikle güncel sağlık kurulu raporunun aksine karar verilmişse, bu raporun hangi nedenle yeterli görülmediğinin ve geçmiş tanının hangi mevzuat hükmü uyarınca hukuki sonuç doğurduğunun ortaya konulması önem taşımaktadır.

İdarenin güncel raporu değerlendirmeksizin veya özel mevzuat kapsamında somut bir gerekçe göstermeksizin geçmiş tanıya dayanması, işlemin sebep unsuru, hukuki güvenlik ilkesi ve ölçülülük yönünden uyuşmazlığa neden olabilecektir.

Bu durumda işlemin niteliğine göre idari başvuru yollarına müracaat edilmesi ve gerekli şartların bulunması hâlinde idari yargıda iptal davası açılması mümkündür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında genel dava açma süresinin idare mahkemelerinde kural olarak altmış gün olduğu, ancak somut işleme uygulanabilecek özel sürelerin ve idari başvuruların süreler üzerindeki etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Öte yandan dava konusu işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte bulunması durumunda, yürütmenin durdurulması talebinde bulunulması da mümkündür.

Yeni Düzenlemenin Hukuki Güvenlik ve Ölçülülük İlkeleri Bakımından Önemi

Kişilerin geçmişteki sağlık durumlarının, mevcut sağlık koşullarından bağımsız olarak gelecekteki bütün mesleki ve idari süreçlerde belirleyici kabul edilmesi, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkeleri bakımından değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

Hukuki güvenlik ilkesi, kişilerin hukuki durumlarının öngörülebilir olmasını ve kamu makamlarının işlemlerini objektif, makul ve hukuken denetlenebilir nedenlere dayandırmasını gerektirmektedir. Bu kapsamda sağlık durumuna ilişkin idari değerlendirmelerin de güncel ve yeterli tıbbi verilere dayanması önem taşımaktadır.

Bir kişinin geçmişte belirli bir rahatsızlık geçirmiş olması, söz konusu rahatsızlığın hiçbir zaman iyileşmeyeceği veya kişinin ilerleyen dönemde ilgili mesleğin gerektirdiği sağlık koşullarını sağlayamayacağı sonucunu kendiliğinden doğurmaz. Bunun aksinin kabul edilmesi, tedaviyle iyileşmiş kişilerin geçmiş sağlık durumlarının gelecekteki mesleki hayatları üzerinde sürekli ve değişmez sonuçlar doğurmasına neden olabilir.

Elbette kamu güvenliği, görevin gerektirdiği fiziksel ve ruhsal yeterlilik ve mesleğin taşıdığı özel riskler nedeniyle geçmiş hastalıkların dikkate alınmasını gerektiren hukuki düzenlemeler bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi değerlendirme, uygulanabilir mevzuata, somut tıbbi verilere ve ilgili sağlık şartının niteliğine dayanmalıdır.

Yeni Yönetmelik değişikliği, geçmiş sağlık tanılarının güncel durumla ilişkisinin yetkili sağlık kurulları tarafından belirlenmesine imkân tanıyarak bu alanda daha objektif değerlendirme yapılmasına hukuki zemin hazırlamaktadır.

Sonuç ve Hukuki Değerlendirme

4 Temmuz 2026 tarihli Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik değişikliği, geçmişte konulmuş hastalık tanılarının güncel sağlık durumu esas alınarak yeniden değerlendirilmesine imkân tanıması bakımından önemli bir hukuki gelişmedir.

Yönetmeliğe eklenen 13/A maddesiyle kişilerin geçmiş tanılarının yeniden değerlendirilmesini talep etmeleri mümkün hâle getirilmiş; yetkili sağlık kurulu tarafından ilgili hastalığın güncel sağlık durumunda bulunmadığının tespit edilmesi durumunda, bu raporun sonraki iş ve işlemlerde dikkate alınması gerektiği açıkça düzenlenmiştir.

Özellikle işe giriş ve kamu personeli alımlarında geçmiş hastalık tanılarının kullanılmasına ilişkin bu değişiklik, adayların yalnızca eski sağlık kayıtları üzerinden değerlendirilmesi yerine, mevcut sağlık durumlarının bilimsel ve tıbbi yöntemlerle yeniden belirlenmesini sağlayabilecek niteliktedir.

Bununla birlikte düzenlemenin geçmiş hastalık tanılarını kendiliğinden ortadan kaldırmadığı, e-Nabız kayıtlarının otomatik olarak silinmesini sağlamadığı ve özel sağlık şartlarının arandığı mesleklerde bütün sağlık engellerini kaldırmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle polislik, askerî personel ve jandarma personeli alımlarında ilgili sağlık yeteneği yönetmeliklerinin özel hükümleri uygulanmaya devam edecektir.

Kanaatimizce yeni düzenlemenin en önemli hukuki sonucu, geçmişte konulmuş bir hastalık tanısının kişinin güncel sağlık durumunu her zaman yansıtmadığı gerçeğinin mevzuat düzeyinde kabul edilmesi ve bu durumun yetkili sağlık kurulu raporuyla ortaya konulabilmesine hukuki sonuç bağlanmasıdır.

Böylelikle geçmişteki sağlık kayıtları nedeniyle hak kaybına uğrama ihtimali bulunan kişilere yeni bir değerlendirme yolu tanınmış; idari makamların da geçmiş tanıları hangi koşullarda esas alabilecekleri konusunda dikkate almaları gereken yeni bir hukuki ölçüt getirilmiştir.

Sonuç olarak düzenleme, kişisel sağlık verilerinin güncelliği, çalışma hakkı, kamu hizmetlerine girme hakkı ve hukuki güvenlik ilkeleri bakımından olumlu bir gelişme olmakla birlikte, uygulamadaki etkisi yetkili sağlık kurullarının düzenleyeceği raporların içeriğine ve bu raporların ilgili idareler tarafından özel mevzuat hükümleriyle birlikte nasıl değerlendirileceğine bağlı olacaktır.

Bu Yazıda
Son blog içeriklerini incelediniz mi?

En son eklenen güncel içeriklerimiz.

Amir veya Üstlerini Küçümsemek / Disiplin Cezası İptali
Amir veya Üstlerini Sözlü veya Fiili Olarak Tehdit Etmek
Amirin İzni Olmaksızın Görev Yerini Terk Etmek
Amirin Usulüne Göre Verdiği Emri Yerine Getirmemek (7068 Sayılı Kanun)
Yazıyı Paylaş
Somut dosyanız için hukuki değerlendirme alın.

Dosyanın niteliği, süreler ve uygulanacak mevzuat somut olay bazında değerlendirilir.

0%
Hesaplanıyor...
Aradığınız içeriği bulamadınız mı?

Hukuki konunuz farklı bir başlık altında değerlendiriliyor olabilir. Faaliyet alanlarını inceleyebilir veya iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.

WhatsApp Hattı

Daha hızlı iletişime geçmek ve detaylı bilgi almak için hemen mesaj gönderin.

+90 551 411 81 81
HH
HankaHukuk

https://hankahukuk.com

İLGİLİ İÇERİKLER
Benzer hukuki içerikler.
YAZI
29 dk
Uncategorized
Amir veya Üstlerini Küçümsemek / Disiplin Cezası İptali

Amir veya üstlerini söz, yazı, tutum veya davranışlarıyla küçümsemek, 7068 sayılı Genel[…]

Devamını Gör
YAZI
32 dk
Uncategorized
Amir veya Üstlerini Sözlü veya Fiili Olarak Tehdit Etmek

Amir veya üstlerini sözlü veya fiili olarak tehdit etmek, 7068 sayılı Genel[…]

Devamını Gör
YAZI
33 dk
Uncategorized
Amirin İzni Olmaksızın Görev Yerini Terk Etmek

Amirin izni olmaksızın görev yerini terk etmek, 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin[…]

Devamını Gör