Kamu görevlileri, yürüttükleri görevin niteliği gereği vatandaşların, çalışma arkadaşlarının, astlarının, üstlerinin veya hizmetten yararlanan kişilerin şikâyetlerine konu olabilmektedir. Bir memurun yaptığı işlemden memnun olmayan kişinin idareye müracaat etmesi, CİMER üzerinden başvuru yapması veya hukuka aykırı olduğunu düşündüğü bir davranışı yetkili makamlara bildirmesi demokratik hukuk devletinin doğal sonucudur. Bununla birlikte şikâyet hakkı, herhangi bir memura zarar vermek amacıyla gerçeğe aykırı olay üretme, olmayan bir fiili olmuş gibi gösterme veya kişisel husumeti kamu makamlarını kullanarak sürdürme hakkı anlamına gelmez.
Bu nedenle hukuk düzeni bir taraftan vatandaşın şikâyet ve ihbar hakkını korurken diğer taraftan devlet memurunun asılsız isnat ve iftiralara karşı korunmasını da ayrı bir hak olarak düzenlemiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 25. maddesinin başlığı doğrudan “İsnat ve iftiralara karşı koruma”dır. Kanun, belirli şartların gerçekleşmesi durumunda yalnızca memura bireysel olarak hukuki yollara başvurma imkânı vermemekte; idareye de memuru asılsız suçlamalara karşı korumaya yönelik bir görev yüklemektedir.
Bu nedenle hakkında asılsız ihbar yapılan bir devlet memurunun durumu değerlendirilirken yalnızca “şikâyet reddedildi” veya “soruşturmadan ceza çıkmadı” noktasında kalınmamalıdır. Şikâyetin içeriği, hangi amaçla yapıldığı, somut delile dayanıp dayanmadığı, isnadın gerçek olmadığına ilişkin tespitler ve şikâyetçinin memur hakkında bir idari veya adli işlem başlatılmasını sağlayabilmek amacıyla bilerek gerçek dışı beyanda bulunup bulunmadığı birlikte incelenmelidir.
Memur Hakkında Asılsız İhbar Ne Anlama Gelir?
Bir şikâyetin sonucunda memur hakkında işlem yapılmaması, tek başına şikâyetin asılsız veya iftira niteliğinde olduğunu göstermez. Kişi gerçekten yaşadığını düşündüğü bir olayı bildirmiş, olay konusunda yanılmış veya elindeki bilgileri makul biçimde değerlendirerek idareye müracaat etmiş olabilir. Nitekim şikâyet hakkı Anayasa ile güvence altına alınmış bir haktır ve kamu görevlilerinin görevleriyle ilgili eleştirilere diğer kişilere göre daha geniş ölçüde katlanmaları gerektiği yargısal kararlarda da kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin asılsız saldırılardan korunmasının devletin görevlerinden biri olduğunu belirtirken, kamu görevlilerine yönelik görevle bağlantılı eleştirilerin kabul edilebilirlik alanının sıradan bireylere göre daha geniş olduğuna da işaret etmektedir.
Bu nedenle asılsız ihbar ile ispatlanamayan ihbar birbirinden ayrılmalıdır. Şikâyetçinin iddiasını kanıtlayamaması başka, işlemediğini bildiği bir fiili memura bilinçli biçimde isnat etmesi başkadır. Hukuki sonuçların ağırlaşması özellikle ikinci durumda ortaya çıkmaktadır.
Örneğin bir vatandaş, memurun kendisine kaba davrandığını düşünerek CİMER’e şikâyet başvurusunda bulunabilir. Yapılan araştırmada memurun kusurlu davranmadığı tespit edilmişse yalnızca bu nedenle şikâyetçinin iftira suçunu işlediği söylenemez. Buna karşılık bir kişinin, aralarında kişisel husumet bulunan memurun rüşvet aldığını bildiği hâlde gerçeğe aykırı biçimde ileri sürmesi, sahte belgeler oluşturması veya olmayan tanıklar üzerinden soruşturma başlatmaya çalışması çok farklı bir hukuki değerlendirmeyi gerektirir.
657 Sayılı Kanun’un 25. Maddesi Memuru Nasıl Koruyor?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 25. maddesi, memurlar hakkındaki ihbar ve şikâyetlerin garaz veya salt hakaret amacıyla, uydurma bir suç isnadı suretiyle yapıldığı ve yürütülen kanuni işlem sonunda isnadın sabit olmadığı durumlarda özel bir koruma mekanizması öngörmektedir. Buna göre merkez teşkilatında memurun en büyük amiri, illerde ise vali, isnatta bulunan kişi hakkında kamu davası açılması için Cumhuriyet savcılığına başvurur.
Bu hükmün önemi, memurun korunmasını tamamen kendi kişisel girişimine bırakmamasıdır. Kamu görevlisinin görevi nedeniyle hedef alınması, gerçeğe aykırı isnatlar nedeniyle sürekli soruşturma tehdidi altında bırakılması yalnızca kişinin mesleki itibarı bakımından değil, kamu hizmetinin düzenli yürütülmesi açısından da sorun yaratabilir. Kanun koyucu bu nedenle isnat ve iftiraya karşı korunmayı devlet memurunun kanuni hakları arasında düzenlemiştir.
Bununla birlikte 657 sayılı Kanun’un 25. maddesinin uygulanabilmesi için yapılan her şikâyetin sonuçsuz kalması yeterli değildir. Şikâyetin uydurma suç isnadı niteliğini taşıması ve ilgili hukuki süreç sonucunda isnadın sabit olmadığının anlaşılması gerekir. Bu nedenle soruşturma raporu, disiplin soruşturmasının sonucu, savcılık kararı, mahkeme kararı ve şikâyetin dayandırıldığı belgeler somut olay bakımından büyük önem taşımaktadır.
Danıştay kararlarında da 657 sayılı Kanun’un 25. maddesinin devlet memurunun hukuki güvenceleri arasında yer aldığı belirtilmektedir. Danıştay Onikinci Dairesinin bir kararında disiplin hukukunun kamu görevlilerinin özlük hakları üzerindeki etkisine dikkat çekilmiş ve aynı değerlendirme içerisinde devlet memurlarının isnat ve iftiralara karşı korunmasına ilişkin 25. madde hükmüne açıkça yer verilmiştir.
Her İhbar Üzerine Memur Hakkında Disiplin Soruşturması Açılabilir mi?
Memur hakkında yapılan her ihbar veya şikâyetin herhangi bir ön değerlendirme yapılmaksızın disiplin soruşturmasına dönüştürülmesi doğru değildir. Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin 38. maddesi, hangi ihbar ve şikâyetlerin işleme konulmayacağını açık biçimde düzenlemektedir.
Belirli bir konuyu içermeyen veya somut delile dayanmayan ihbar ve şikâyetler kural olarak işleme konulmaz. Aynı şekilde başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ve adresi bulunmayan başvurular ile daha önce şikâyet konusu yapılıp sonuçlandırılmış bir konu hakkında yeni delil içermeyen başvurular da belirli şartlarda işlem dışı bırakılmaktadır. Ancak kimlik bilgileri bulunmayan ihbarın somut delile dayanması hâlinde disiplin soruşturmasına başlanması mümkündür.
Bu düzenleme özellikle anonim ihbarlar bakımından önem taşımaktadır. “İsimsiz şikâyet hiçbir şekilde dikkate alınamaz” biçimindeki genel bir kabul doğru değildir. İsimsiz bir ihbar herhangi bir somut bilgi veya belge içermiyorsa kural olarak işleme konulmazken, örneğin doğrulanabilir bir belge, görüntü, kayıt veya başka somut veri içeriyorsa idarenin konuyu araştırması mümkün olabilir.
Danıştay Onikinci Dairesi de 25 Şubat 2025 tarihli E.2021/4769, K.2025/948 sayılı kararında Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin bu düzenlemesini incelemiş ve kimlik bilgileri eksik olmakla birlikte somut delile dayanan ihbarlar hakkında soruşturma yapılmasına olanak sağlayan hükümde hukuka aykırılık görmemiştir. Kararda ayrıca 3071 ve 4483 sayılı kanunlardaki ihbar ve şikâyet sistemleriyle bağlantı kurulmuştur.
Dolayısıyla memurun savunmasında yalnızca “beni şikâyet eden kişi belli değil” denilmesi çoğu zaman yeterli değildir. Daha güçlü hukuki tartışma, ihbarın somut bir olaya ve doğrulanabilir bir delile dayanıp dayanmadığı, soruşturmanın yalnızca soyut iddialar üzerinden yürütülüp yürütülmediği ve disiplin cezasının bağımsız delillerle desteklenip desteklenmediği üzerinde kurulmalıdır.
CİMER’den Memur Hakkında Yapılan Asılsız Şikâyetler
Son yıllarda memurlar hakkında yapılan şikâyetlerin önemli bir bölümü Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi üzerinden gerçekleştirilmektedir. CİMER, vatandaşın kamu idaresiyle doğrudan iletişim kurmasını kolaylaştıran önemli bir başvuru mekanizmasıdır. Ancak CİMER başvurusu yapılmış olması, başvurudaki her iddianın doğru kabul edileceği veya şikâyet edilen kamu görevlisinin mutlaka kusurlu olduğu anlamına gelmez.
CİMER’in resmî bilgilendirme dokümanında da şikâyet hakkının anayasal bir hak olmakla birlikte kötüye kullanılmasının hukuki sonuçlarının bulunabileceği açıkça ifade edilmektedir. CİMER, ciddi ve inandırıcı kanıt olmaksızın veya yalnızca tahmin ve zanna dayalı şekilde yapılan başvuruların asılsız başvuru niteliği taşıyabileceğini; kişilik haklarının ihlal edildiğini düşünen kişinin hukuki yollara başvurabileceğini belirtmektedir.
CİMER üzerinden şikâyet yapılması hâlinde başvuru sahibinin kimlik ve iletişim bilgilerinin belirli durumlarda gizlenebilmesi de mümkündür. Bununla birlikte bu gizlilik, hukuka uygun biçimde başlatılmış idari inceleme veya soruşturmalar ile yargı makamlarının taleplerine karşı mutlak bir dokunulmazlık sağlamamaktadır. Dolayısıyla CİMER başvurusunun “gizli” yapılmış olması, gerçeğe aykırı bir isnadın hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelmez.
Özellikle aynı memur hakkında farklı tarihlerde sürekli benzer içerikli şikâyetlerde bulunulması, önceki başvuruların araştırılarak asılsız çıkması ve yeni başvurularda herhangi bir yeni delil sunulmaması hâlinde idarenin her başvuruyu sıfırdan ve sınırsız biçimde soruşturma konusu hâline getirmesi ayrıca hukuki denetime tabi olabilir.
Asılsız Şikâyet Nedeniyle Memura Disiplin Cezası Verilebilir mi?
Bir şikâyetin varlığı ile şikâyette ileri sürülen fiilin ispatlanması aynı şey değildir. İhbar veya şikâyet, disiplin soruşturmasının başlamasına neden olabilir; fakat disiplin cezasının kendisi yalnızca “şikâyet var” gerekçesiyle tesis edilemez. İsnat edilen fiilin soruşturma kapsamında araştırılması, leh ve aleyhe delillerin toplanması ve memurun fiili gerçekleştirdiğinin hukuken yeterli biçimde ortaya konulması gerekir.
Disiplin cezaları memurun sicili, kariyeri, görevde yükselmesi ve bazı durumlarda kamu görevine devamı üzerinde önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle şikâyetçinin soyut anlatımı ile yetinilmesi, çelişkili beyanların giderilmemesi veya memurun sunduğu karşı delillerin araştırılmaması disiplin işlemini hukuken tartışmalı hâle getirebilir.
Özellikle kamera kaydı, kurum giriş çıkış kayıtları, görev çizelgesi, elektronik kayıtlar, tanık anlatımları veya yazışmalar memurun isnat edilen yerde veya olayda bulunmadığını açık biçimde gösteriyorsa bunların soruşturmacı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Şikâyetteki anlatımın soruşturma raporuna aynen geçirilmesi ve ayrıca delillendirilmeden disiplin cezasına dayanak yapılması, işlemin sebep unsuru bakımından hukuka aykırılık iddiasını gündeme getirebilir.
Memur Hakkındaki Şikâyet Asılsız Çıkarsa İdarenin Görevi Biter mi?
Uygulamada çoğu zaman disiplin soruşturmasının sonunda “ceza verilmesine yer olmadığı” yönünde işlem yapılmakta ve dosya kapatılmaktadır. Oysa somut olay gerçekten uydurma bir suç isnadı içeriyorsa mesele yalnızca memura ceza verilmemesiyle sona ermeyebilir. 657 sayılı Kanun’un 25. maddesinin varlık sebebi de burada ortaya çıkmaktadır.
Memurun hakkında yapılan isnadın bilinçli biçimde uydurulduğu, garaz veya kişisel husumet amacı taşıdığı ve kanuni inceleme sonucunda isnadın sabit olmadığı ortaya çıkıyorsa idarenin isnat ve iftiralara karşı koruma yükümlülüğünün değerlendirilmesi gerekir. Memur bu kapsamda kurumuna müracaat ederek soruşturma dosyası ile birlikte 657 sayılı Kanun’un 25. maddesi çerçevesinde gerekli işlemlerin yapılmasını talep edebilir.
Bu noktada önemli olan talebin soyut biçimde “beni şikâyet eden kişiye işlem yapın” şeklinde kurulması değil; şikâyetin hangi kısmının uydurma olduğu, soruşturma sonucunda hangi delillerle gerçeğe aykırılığın ortaya çıktığı ve şikâyetçinin mağdur etme kastını gösteren somut olguların açıklanmasıdır.
4483 Sayılı Kanun Asılsız İhbarda Bulunan Kişi Hakkında Ne Öngörüyor?
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlarla ilgili 4483 sayılı Kanun da haksız isnatlara karşı ayrıca önemli bir düzenleme içermektedir. Kanunun 15. maddesine göre, kamu görevlisi hakkındaki ihbar veya şikâyetin onu mağdur etmek amacıyla ve uydurma bir suç isnadı suretiyle yapıldığı soruşturma sonucunda anlaşılır veya yargılama sonucunda sabit olursa haksız isnatta bulunan kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılığınca re’sen soruşturma yapılması öngörülmektedir.
Aynı düzenleme, kamu görevlisinin Cumhuriyet başsavcılığına başvurma ve haksız isnatta bulunan kişi hakkında genel hükümlere göre tazminat davası açma hakkını da saklı tutmaktadır. Bu nedenle asılsız suçlama yalnızca disiplin soruşturmasının sonuçsuz kalmasıyla sınırlı bir mesele değildir; şartları oluşmuşsa ceza hukuku ve özel hukuk bakımından da sonuçlar ortaya çıkabilir.
Memura İftira Atan Kişi Hakkında Ceza Soruşturması Yapılabilir mi?
Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde iftira suçu ayrıca düzenlenmiştir. İftira suçunun oluşabilmesi için kişinin, diğer kişinin fiili işlemediğini bildiği hâlde yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak onun hakkında soruşturma, kovuşturma veya idari yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir. Maddenin temel hâli için bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Burada özellikle “işlemediğini bildiği hâlde” unsuru önemlidir. Şikâyetçinin hatalı değerlendirme yapması, olayı yanlış hatırlaması veya bir davranışın hukuka aykırı olduğunu zannetmesi ile bilerek gerçek dışı olay üretmesi aynı şey değildir. İftira suçu bakımından kastın somut olay içerisinde ayrıca ortaya konulması gerekir.
Örneğin bir kişi, tartışma yaşadığı memurun kendisini tehdit ettiğini gerçekten düşünüyorsa ancak soruşturma sonucunda tehdit olmadığı anlaşılmışsa otomatik biçimde iftira suçundan söz edilemez. Buna karşılık olay anında orada bulunmadığını bildiği bir memuru belirli bir tarihte kendisinden para istemekle suçlamak veya gerçek dışı iddiasını desteklemek amacıyla sahte delil üretmek farklı sonuç doğurabilir.
Memur Hakkında Asılsız Şikâyet Nedeniyle Tazminat Davası Açılabilir mi?
Gerçeğe aykırı ihbar veya şikâyet aynı zamanda memurun kişilik haklarına zarar verebilir. Mesleki itibarın zedelenmesi, çalışma çevresinde güven kaybına uğranması, kişinin küçük düşürülmesi veya ağır ithamların üçüncü kişiler arasında yayılması somut olayın özelliklerine göre özel hukuk bakımından da değerlendirmeye konu olabilir.
4483 sayılı Kanun’un 15. maddesi de haksız isnatta bulunanlar hakkında genel hükümlere göre tazminat davası açma hakkının saklı olduğunu açık biçimde belirtmektedir. Bununla birlikte tazminat talebinin kabul edilip edilmeyeceği şikâyetin içeriğine, şikâyetçinin kusuruna, kullanılan ifadelere, isnadın yayılma biçimine ve meydana gelen zararın ispatına göre belirlenir.
Bu nedenle hakkında şikâyet bulunan memurun şikâyet metnini, soruşturma evrakını, ceza verilmemesine ilişkin kararı, varsa savcılık kararını ve iddiaları çürüten diğer belgeleri saklaması önemlidir. Sonradan yapılacak hukuki değerlendirmede özellikle şikâyetin ilk hâlinin ne olduğu ile soruşturma sonucunda ortaya çıkan maddi gerçek arasındaki fark belirleyici olabilir.
Asılsız Şikâyet Nedeniyle Memurun Görev Yeri Değiştirilebilir mi?
Uygulamada üzerinde durulması gereken konulardan biri de şikâyetler sonucunda memurun disiplin cezası almamasına rağmen başka bir yere atanması veya görev yerinin değiştirilmesidir. İdarenin kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda personelin görev yerini belirleme konusunda belirli bir takdir yetkisi bulunsa da bu yetkinin kişisel husumete dayalı şikâyetleri dolaylı yaptırıma dönüştürmek amacıyla kullanılması mümkün değildir.
Memur hakkındaki isnatların araştırılmasına rağmen doğrulanmadığı bir durumda, yalnızca “hakkında çok sayıda şikâyet var” gerekçesiyle memurun görev yerinin değiştirilmesi işleminde şikâyetlerin içeriği ve doğruluğu ayrıca değerlendirilmelidir. Aksi hâlde sonuçsuz ve asılsız şikâyetlerin, herhangi bir disiplin cezası verilmeden memur üzerinde fiilî bir yaptırım aracına dönüşmesi söz konusu olabilir.
Bu nedenle bu tür atama işlemlerine karşı açılacak davalarda yalnızca atamanın kendisi değil, işlemin arka planındaki şikâyet dosyaları, soruşturma sonuçları ve idarenin işlemi tesis ederken dayandığı somut olgular birlikte değerlendirilmelidir.
İsimsiz Bir Şikâyet Üzerine Memur Hakkında Soruşturma Yapılabilir mi?
İsimsiz veya kimlik bilgileri bulunmayan ihbarın hukuki durumu, içeriğinin niteliğine göre değişmektedir. Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği uyarınca adı, soyadı, imzası ve adresi bulunmayan başvurular kural olarak işleme konulmaz. Ancak başvurunun somut delillere dayanması hâlinde soruşturma yapılabilmektedir. Danıştay Onikinci Dairesi de 2025 tarihli kararında bu istisnayı hukuka uygun bulmuştur.
Dolayısıyla isimsiz bir e-postada yalnızca “X memur rüşvet alıyor, araştırın” denilmesiyle, tarih, kişi, olay ve herhangi bir delil içermeyen soyut bir isnat yapılması ile belirli bir olayı gösteren doğrulanabilir belgelerin gönderilmesi aynı şekilde değerlendirilemez.
CİMER Şikâyeti Sonucunda Ceza Çıkmaması Şikâyetçinin İftira Attığını Gösterir mi?
Disiplin soruşturmasında ceza verilmemesi veya savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi, tek başına şikâyetçinin iftira attığı sonucunu doğurmaz. Hukuken korunması gereken şikâyet hakkının anlamlı olabilmesi için kişinin yalnızca haklı çıktığı durumlarda şikâyet edebilmesi gibi bir yaklaşım kabul edilemez.
Ancak şikâyetçinin olayın gerçek olmadığını bilmesine rağmen memura idari veya cezai yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla bilinçli olarak suç isnat ettiğini gösteren deliller bulunuyorsa değerlendirme değişir. Bu nedenle her somut olayda “şikâyet doğru çıkmadı mı?” sorusundan ziyade “şikâyetçi gerçeğe aykırı olduğunu bildiği bir isnadı bilinçli olarak mı yaptı?” sorusu üzerinde durulmalıdır.
Memur Asılsız İhbar Karşısında Ne Yapmalıdır?
Memur açısından ilk yapılması gereken, isnadın içeriğini ve dayandığı olayları tam olarak öğrenmek ve savunmayı yalnızca genel inkâr üzerine kurmamaktır. İsnadın tarih, yer, görev, kişi ve olay unsurları belirlenmeli; bunların her biri bakımından mevcut kayıt ve belgeler incelenmelidir. Savunmada kamera kayıtları, nöbet çizelgeleri, elektronik sistem kayıtları, yazışmalar, görev belgeleri ve tanıklar gibi somut delillerin özellikle talep edilmesi gerekebilir.
Soruşturmanın sonunda isnadın gerçek dışı olduğunun anlaşılması durumunda ise dosyanın nasıl sonuçlandığı önem taşır. Memurun yalnızca disiplin cezası almamış olması ile şikâyetin açıkça asılsız olduğunun soruşturma raporuyla tespit edilmesi aynı hukuki sonucu doğurmayabilir. Gerçeğe aykırı ve mağdur etme amacı taşıyan isnatlar bakımından 657 sayılı Kanun’un 25. maddesi, 4483 sayılı Kanun’un 15. maddesi, TCK’nın iftiraya ilişkin hükümleri ve somut olayın özelliklerine göre tazminat hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.
Memurlar İsnat ve İftiralara Karşı Korunma Hakkından Nasıl Yararlanabilir?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 25. maddesi uygulamada disiplin hukukunun daha az bilinen ancak önemli hükümlerinden biridir. Memurun görevi nedeniyle yapılan her eleştiriye veya şikâyete karşı bu maddeyi ileri sürmesi mümkün olmadığı gibi, idarenin de açıkça uydurma ve kişiyi mağdur etmeye yönelik suçlamalar karşısında kayıtsız kalması doğru değildir.
Hukuki korumanın kapsamı, şikâyet hakkı ile kamu görevlisinin şeref, saygınlık ve mesleki itibarının korunması arasında kurulacak dengede ortaya çıkmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bir taraftan kamu görevlilerinin görevlerini sağlıklı biçimde yerine getirebilmeleri için asılsız suçlamalardan korunmaları gerektiğini kabul etmekte, diğer taraftan kamu görevlilerine yönelik eleştiri alanının geniş olduğunu vurgulamaktadır.
Bu nedenle doğru yaklaşım ne her şikâyetçiyi “iftiracı” kabul etmek ne de şikâyet hakkını memura karşı sınırsız ve sonuçsuz kullanılabilecek bir araç olarak görmektir. İhbarın içeriği, kullanılan ifadeler, somut deliller, şikâyetçinin olayla ilgili bilgi düzeyi, taraflar arasındaki geçmiş ilişki ve soruşturma sonucunda ortaya çıkan maddi gerçek birlikte değerlendirilmelidir.
Memur Hakkında Asılsız İhbar ve Şikâyette Sonuç
Memur hakkında asılsız ihbar ve şikâyet yapılması, kamu personel hukukunda yalnızca kişinin bireysel itibarını ilgilendiren bir mesele değildir. Memurun sürekli gerçeğe aykırı isnatlarla karşı karşıya bırakılması, idari makamların kişisel hesaplaşmalarda araç hâline getirilmesi ve dayanaksız şikâyetlerin kamu görevlisi üzerinde baskı oluşturması kamu hizmetinin sağlıklı yürütülmesini de etkileyebilir. Bu nedenle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu memurların isnat ve iftiralara karşı korunmasını açıkça kanuni bir hak olarak düzenlemiştir.
Bunun yanında Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği, hangi ihbar ve şikâyetlerin soruşturma konusu yapılabileceğine ilişkin sınırlar getirmekte; 4483 sayılı Kanun haksız ve uydurma suç isnatları bakımından Cumhuriyet başsavcılığınca soruşturma yapılmasını öngörmekte; Türk Ceza Kanunu ise şartları oluştuğunda gerçeğe aykırı suç isnadını iftira suçu kapsamında cezalandırmaktadır.
Dolayısıyla bir memur hakkında yapılan şikâyetin hukuki sonucu yalnızca “şikâyet edildi” bilgisine göre belirlenemez. Şikâyetin somut olup olmadığı, delile dayanıp dayanmadığı, isnadın araştırma sonucunda doğrulanıp doğrulanmadığı ve şikâyetçinin gerçeğe aykırı olduğunu bildiği bir fiili memura bilinçli şekilde yükleyip yüklemediği değerlendirilmelidir. Özellikle CİMER veya başka bir idari başvuru kanalı üzerinden tekrarlanan, kişisel husumete dayanan ve daha önce gerçeğe aykırı olduğu ortaya çıkan isnatlar söz konusu olduğunda, memurun yalnızca kendisini soruşturmada savunması değil, isnat ve iftiralara karşı sahip olduğu hukuki koruma yollarını da değerlendirmesi gerekir.